Bayram Fm

ÜçAylar ( Mübarek Gün Ve Geceler )

ÜçAylar ( Mübarek Gün Ve Geceler )
57 views
25 Haziran 2020 - 17:08

ÜçAylar ( Mübarek Gün Ve Geceler )

ÜÇAYLAR
Kameri ayların yedincisi olan Recep ile başlayan,
Şaban‘la devam eden ve Ramazan ile son bulan bu
aylara üç aylar denir. Recep ayının ilk cuma gecesi
üç ayların da müjdecisi Regaip Kandili olarak idrak
edilir.
Dinî anlatımda “Şühûr-ü selâse”, yani üç aylar olarak
bilinen bu mevsimin girmesiyle birlikte Müslüman
ruhları bambaşka bir hava kaplar. Çünkü bu aylar
İlâhî rahmetin coştuğu aylardır. Diğer vakitlerde iyilik
ve ibadetlere on sevap veriliyorsa, Receb, Şaban ve
Ramazan aylarında gittikçe yükselen bir oranda kat
kat fazla sevap verilir.
Meselâ, başka zamanlarda okunan her bir Kur’ân
harfi için on sevap yazılmaktadır. Receb ayında bu
sevap yüz olarak yazılır, Şaban’da üç yüzü aşar,
Ramazan’da bine çıkar. Cuma gecelerinde binleri
bulur. Kadir Gecesinde de otuz bine ulaştığını
düşünürsek, üç aylardaki mübarek vakitlerin âhiret
ticareti bakımından ne kadar kıymetli bir fırsat
olduğunu anlayabiliriz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu aylarda daha çok

ibadet etmiş ve bizlere, bu aylarda ibadetlerimizi
artırmamızı ve günahlardan kaçınmamızı tavsiye
etmiştir. Müslümanların tutmakla yükümlü oldukları
farz olan orucun Ramazan ayının tamamı oluşu,
Recep ve Şaban aylarında, Peygamberimizin zaman
zaman oruç tutması bu aylarda yapılması gereken
ibadetlerin başında oruç tutulması gerektiğini ifade
etmektedir.
Üç aylar içinde alışkanlık kazanılması gereken
ibadetlerden biri de nafile namazlardır. Farz
namazlarla beraber kıldığımız sünnetlere ilaveten,
teheccüd, kuşluk, evvabin gibi nafile namazları da
kılmaya alışkanlık kazanmaya çalışılmalıdır. Nafile
ibadetlerinde Allah (c.c.) katında büyük ecri vardır.
Konuyla ilgili bir hadiste
“Allahü Teala buyuruyor ki, hiçbir kulum kendisine
farz ettiğim şeylerden bence daha sevimli bir şeyle
bana yakınlık kazanmamıştır. Nafile ibadetlerle
durmadan bana yaklaşır. Nihayet onu severim”
buyrulmaktadır. Bu hadis-i şerif farz ibadetlerin
dışında nafile olarak tutulan orucun, verilen
sadakanın, nafile kılınan namazların ve nafile olarak
yapılan tüm ibadetlerin Allah katında ne kadar çok
değer verilen ve kıymete haiz ameller olduğunu
göstermektedir.

Bu bereketli aylar içinde ibadetlerde yoğunlaştığımız
gibi ibadet içinde değerlendirilen dua etmeye
de önem vermeliyiz. İbadetlerle ve dualarla ihya
edilmeye kalbimizin ihtiyacı vardır, insanın dua
etmesi yaratılışının gayesi, kulluğunun da en güzel
ifade şeklidir. Bu gerçek
“Ey Muhammed! De ki duanız olmasa Rabbim size
ne diye değer versin” ayetinde ifadesini bulmaktadır.
Manevi bir ticaret mevsimi olan bu aylarda farz
ve nafile ibadetlere önem verdiğimiz kadar nefis
muhasebesi yapmak suretiyle kötü sayılabilecek
alışkanlıklarımız varsa onları da terk etmeye
çalışılmalıyız. Üç aylar içinde idrak ettiğimiz bereketli
gün ve geceler, hoş olmayan davranışlarımızın
giderilmesine vesile olmalıdır.
üç aylar da yılda bir defa kurulan ve ahiret ticaretinin
yapıldığı pazarlardır. İstifade etmesini bilenler, bu
pazardan büyük kazançlar sağlarlar. Ahirete yönelik
amellerini diğer vakitlere oranla arttırırlar. Daha
fazla Kur’ân okurlar, ilme daha fazla yönelirler,
uykularından kısarak ilim ve tefekküre, ibadet ve
İslâmî hizmetlere daha fazla vakit ayırırlar. Hayırlı
işlerde birbirleriyle yarış içine girerler. Böylece, “bu
çok sevaplı ibadet ayları”ndan tam bir istifade ile
çıkarlar. Bir mânâda, bu mübarek vakitlerde yapılan
manevî hizmetler, insanın ebedî hayatı için yapılmış

en kârlı “yatırım” olur.
Bu nedenledir ki üç ayları bir fırsat bilerek
Rabbimizin bize sunduğu affımıza vesile olacak
rahmet ve mağfiret lütufları olarak değerlendirilmeye
çalışmalıyız.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in,
“Allah’ım Recep ve Şaban aylarını bize mübarek
eyle ve bizi Ramazana kavuştur”
duasıyla üç aylara ne kadar değer verdiğini
hatırımızdan çıkarmamalıyız.

RECEP AYI
Recep, Şaban ve Ramazan ayı olarak bilinen üç
mübarek ayın birincisidir. Bu ayda evimiz Regaib ve
Miraç Kandili ile aydınlanır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Recep ayının birçok
berekete müjde olduğunu belirtmişler. Bu ayda,
birçok manevi yardımın, bağışın ve affın yeryüzüne
indiğini haber vermişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayda bol bol nafile oruç
tutardı.

İbn Abbas (ra) der ki;
“Efendimiz, Recep ayında o kadar çok oruç tutardı
ki hiç iftar etmeyecek sanırdık. Bazen de Recep
ayında oruca o kadar ara verirdi ki hiç tutmayacak
sanırdık.”
Peygamberimiz (s.a.v.) bu ayda sık sık oruç tutarak
nafile oruca teşvik ederdi. Bazen de tutmayarak bu
ayın Ramazan orucuna benzetilmesine engel olurdu.
Hz. Aişe (r.a.) der ki;
Peygamberimiz (s.a.v.) perşembe ve pazartesi
günkü oruca önem verirdi.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyururdu: “Bu iki
günde ameller Yüce Rabbe iletilir. Ben de bu esnada
oruçlu olmayı severim.”
Yüce Allah yaptığımız duayı mutlaka duyar, işitir
ve cevap verir. Bazen istediğimizi aynen kabul eder.
Bazen de başka türlü cevap verir. Yaptığımız duayı,
ya günahlara kefaret eder veya o duaları sayesinde
bir belayı uzaklaştırır. Yani, mutlaka her duaya cevap
verir.
Duaların geri çevrilmediğini beş geceden biride bu
ayda olan Regaip gecesidir.
Peygamberimiz Recep ayına ulaştığında şöyle
duaları yapardı;
“Allahım! Bize Recep ve Şaban aylarını mübarek
kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Camiü’s-Sağîr, 2. 90;
Râmuzu’l-Ehâdis, 532.)
“Rabbim! Mağfiret et, merhamet et. Bildiğin
kusurlarımı ört ve kapat. Çünkü sen her kusur ve
günahı bilirsin. Ama dilersen de örter ve affedersin.
Çünkü sen cömertliği sonsuz olansın. Senden daha
cömert kim olabilir ki.”
Bu ay bizlere sunulmuş büyük bir fırsattır. Nefis
muhasebesi yapmalı ve bol bol dua etmeliyiz. Kaza
namazı kılalım. Hastaları ziyaret edelim. Küsleri
barıştırıp kalbimizi açalım. İyi işlere devam edelim ki
karanlık sayfalarımız yırtılsın ve hesap defterimize
yeni temiz sayfalar açılsın.

Recep, Şaban ve Ramazan ayları ibadet ve
maneviyat olarak diğer aylara göre daha üstün bir
şeref ve fazilete sahiptir.
İslamiyet öncesi Araplar Receb ayına ayrı
bir ehemmiyet verirler, saygı gösterir ve şanını
yüceltirlerdi. Receb ayı gelince kılıçlar kınına sokulur,
husumetlerin üzerine geçici de olsa bir sükûnet
örtüsü çekilirdi.
Artık o gürültülü ve korkunç çöller tatlı bir huzurun
baharına dalar, her taraf bir güven ve selâmet
sahasına dönerdi.
Öyle ki, bu ayda bir kimse babasının katiline
rastlasa bile başını kaldırıp bakmazdı.
İslâmiyet gelince de Receb ayına mahsus olan
saygı devam ettirildi. Bilhassa Regaip ve Mi’rac gibi
gecelerle şereflendirildi.
Receb ayının ilk Cuma gecesine Regaib gecesi,

27. Gecesine de Miraç gecesi denir.
Resul-i Ekrem Efendimiz dualarında,
“Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda hayırlı
ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır” buyururlardı.
(Camiü’s-Sağîr, 2. 90; Râmuzu’l-Ehâdis, 532.)
Receb ayının Peygamberler tarihinde ayrı bir yeri
vardır. Meselâ, Nuh Aleyhisselâm ve kavmi Receb
ayında gemiye binmiş ve tufandan kurtulmuşlardır.
Receb ayı Hicrî ayların yedincisi ve Ramazan’dan
iki ay öncesidir. Fazileti bakımından ayrı bir yeri
vardır. Regaip ve Mi’rac gibi mübarek geceleri içinde
bulundurması faziletini daha da arttırmaktadır.
Ayrıca, Kur’ân’da haram ayları olarak geçen dört
aydan birisi olması, Müslüman kalplerdeki yerini bir
kat daha artırmıştır.
Hz. Resul-ü Ekrem’den (s.a.v) nakledilen bir
hadisinde şöyle buyurmaktadır:
“Recep Allah’ın büyük ayıdır. Hiçbir ay hürmet ve
fazilette bu aya ulaşamaz. Bu ayda kafirlerle savaş
haramdır. Şunu bilin ki Recep Allah’ın ayı, Şaban
benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır. Kim
Recep ayının bir gününü oruç tutarsa, Allah’ın rızasını
kazanmış olur. Allah’ın gazabı ondan uzaklaşır ve
cehennem kapılarından birisi onun yüzüne kapanır.”

İmam Musa Kazım’dan (a.s) şöyle rivayet edilir:
“Kim Recepten birgün oruç tutarsa, cehennem
ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün
oruç tutarsa, cennet ona farz olur.”
Recep Ayı İstiğfar ve Tövbe Ayıdır. İmam Sadık’tan
nakledilen bir hadiste
Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Recep benim ümmetim için mağfiret dileme ayıdır.
Bu ayda istiğfar edin (tevbe edin ve bağışlanma
dileyin.) Zira Hak Teala, çok bağışlayan ve rahimdir.
Recep ayına “Asabb” (dökülen) denir; zira bu ayda
benim ümmetimin üzerine çok rahmet dökülür. O
halde şu zikri çok söyleyin:
“Esteğfirullahe ve es’eluhu’t-tevbe.”
“Allah’tan mağfiret ve tevbe diliyorum.”
Recebin 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci
günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’üncü günü oruç
tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu,
hadîs-i şerîf ile sâbittir.
Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı
verilir.
Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu
için yalnız Zât-ı İlâhî’yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini
çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri
ihmal etmemelidir.

Receb ayında her gün başında ve sonunda 7’şer
Fâtiha-i şerîfe ve 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok
sevaptır.
Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ
yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15’inci
günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine
getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.
“Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib
gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve
Kurban Bayramı gecesi.” (İ.Asakir)
“Receb ayında Allah’a çok istiğfar edin; çünkü Allahü
teâlâ Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat
ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkleri
vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.”
(Deylemi)

“Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret
eder.” (Gunye)
“Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında
ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini
tutmuş gibi sevap verilir.” (Miftah-ül-cenne)
“Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç
tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe
kadar Cehennemden uzaklaşır.” (Ebu Ya’la)
“Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib
gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan
bayramı ve Kurban bayramı gecesi.” (İ.Asakir)
“Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda
hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç
tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7
gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün
oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç
tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç
tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu”
der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı
gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi.
Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.” (Taberani)
“Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana,
oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi onu mağfiret

et” derler.” (Ebu Muhammed)
REGAİB KANDİLİ
Bu mübarek geceye adını veren “Regaib” kelimesi
Arapçada: “Pahâsı ağır şey” mânasına gelen rağbet
bulmuş, pek mübarek, pek kıymetli bir gecedir.
Ebû Ümame (r.a.) dan rivayete göre Resûlullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geri
çevrilmez, muhakkak kabul olunur. Bunlar: Receb
ayının ilk gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi,
yani Berat gecesi, cuma gecesi, Ramazan bayramı
gecesi ve Kurban bayramı geceleridir.”
Duaların makbul olacağı geceler arasında Receb
ayının ilk gecesiyle Cuma gecesi bulunması bu
gecelerin ihyasına bir işaret sayılmış ve ümmet
tarafından bu gecelerin daha fazla ibadetle geçirilmesi
iyi karşılanmıştır. Perşembe gününü, Cuma gününe
bağlayan gece Receb ayının ilk Cuma gecesi olup
Regaib gecesidir.
Regaib Kandili Müslümanların, sınırsız af ve
merhamet sahibi olan Yüce Allah’a (c.c.) sığınarak
günahlardan arındıkları, ilahi lütuf ve bereketlere
eriştikleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir.
Bu geceye Regaib Gecesi denmesi meleklerden
sadır olmuştur. Şöyle ki: Enes b. Malik (r.a.)’ten
rivayete göre Resûlullah (s.a.v.):

“Recep, Allah Teâlâ’nın ayı, Şaban, benim ayım;
Ramazan da ümmetimin ayıdır, buyurdu. Bunun
üzerine:
– Ya Resûlullah! Allah Teâlâ’nın ayı, sözünüzün
manası nedir ? diye soruldu.
Resûlullah (s.a.v.):
– Çünkü o (Receb ayı), mağfirete mahsustur. Bu
ayda kan dökülmesi (adam öldürülmesi) men edilir.
Bu ayda Allah Teâlâ bir kısım Peygamberlerinin
tevbesini kabul buyurmuştur. Yine Allah Teâlâ bu
ayda veli kullarını düşmanlarından kurtarmıştır.
Bir kimse Receb ayını oruçlu olarak geçirirse Allah
Teâlâ o kimseye şu üç şeyi gerekli kılar: Geçmiş
günahlarının tümünü bağışlar, kalan ömründe günah
işlemekten korur, kıyamet günü susuzluğundan emin
kılar.
Bu esnada yaşlı zayıf bir zat, ayağa kalkarak:
– Ya Resûlullah! Ben Receb’in hepsini oruç
tutmaktan acizim, ne yapayım? Bu ikramlardan bana
nasib yok mu? dedi.
Resûlullah (s.a.v.):
– Sen de Receb’in ilk, orta ve son gününü oruç tut
ki; bütün ayı oruç tutmuş kimsenin sevabına nail
olursun. Çünkü, bir hasene on katı ile muamele
görür. Fakat, siz Receb ayının ilk cuma gecesinden
gafil olmayasınız. O, öyle bir gecedir ki; melekler
o geceyi Regaib gecesi diye isimlendirirler… Şöyle
ki: O gecenin üçte biri geçtiği zaman; göklerde ve

yerlerde hiçbir melek kalmaz ki hemen hepsi Kâbe
ve civarında toplanırlar. Allah Teâlâ onların hallerine
muttali olur ve şöyle buyurur:
– Ey meleklerim! Ne dileğiniz var ise, benden
isteyin!..
Şöyle derler:
– Ey Rabbimiz! Senden dileğimiz odur ki; Receb
ayında oruç tutanları bağışlayasın.
Onların bu dileği üzerine, Allah Teâlâ şöyle buyurur:
– Bu dileğinizi yerine getirdim.”
( Abdülkadir Geylani, Gunyetu’t-Talibin, 238-239)
“Receb ayının ilk Cuma gecesini (Regaib gecesini)
ihya edene, kabir azabı yapılmaz. Duaları kabul
edilir. Yalnız, yedi kimsenin duası kabul olmaz:
Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına
eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan

kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina
eden, beş vakit namazı kılmayan.” (S. Ebediyye)
(Bunlar, bu günahlardan vazgeçmedikçe, tevbe
etmedikçe, duaları kabul olmaz.)
Hazret-i Hüseyin (radıyAllahü anh) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken yanık sesle Allahü teâlâya
dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu
çağırmamı emretti. Güzel yüzlü temiz bir kimseydi.
Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi.
Ona dedim ki:
– Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?
– Menâzil bin Lâhık… Ben çalgı çalmakla, şarkı
söylemekle şöhret salmış, Arabistan’da ünlü bir
kimseydim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum.
Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara

devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan
kurtarmaya çalıştı. Bana,
“Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda
kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü
işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet
ediyorlar” dedi.
Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine
yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık
kalble,
“Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim.
Beytullaha gidip şerrinden korunmak için Allahü
teâlâdan yardım dilerim” dedi.
Bir hafta oruç tutup Kâbe’ye giderek,
“Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın.
Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları
reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et”
diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç
oldu. Bunu görenler,
“Baba bedduasına uğramış kişi” derler.
– Baban bu haline ne dedi?
– Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık
şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği
yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek
üzere deve ile Beytullaha gelirken, devenin ürkmesi
ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.
Babam Hazret-i Ali, bu gence dua etti. Recebde
yaptığı bu dua bereketiyle Allahü teâlâ ona şifa ihsan

eyledi.”
MİRAÇ KANDİLİ
Dünyada iyice daralan Peygamberini Yüce Allah,
bir gece Mekke’den alıp Kudüs’e, oradan da göklere
misafir ettiği mübarek bir gecedir.
İSRÂ ve MİRÂÇ
İsrâ olayı, hicretten 18 ay önce, Recep ayının 27.
gecesinde meydana gelmiştir.
Bu olay iki aşamalıdır. Birincisi Hz. Muhammed’in
Mekke’den Kudüs’teki «Beyt’ul-Makdis»’e ilâhî BİR
sistemle uçurulması olayıdır ki İsrâ hadisesi budur.
İkinci aşaması ise O’nun Beyt’ul-Makdis’ten
«Sidre’tul-Muntehâ» denilen yücelere yükseltilmesi
olayıdır. Buna da «Mi’râc» denilmiştir.
“Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi
göstermemiz için, bir gece Mescidu’l-Haram’dan
çevresini mübarek kıldığımız Mescidu’l-Aksâ’ya
Yürüten’in şânı pek yücedir; O şüphesiz duyandır,
görendir” diyen Allah Teâlâ, Zât-ı ilâhiyesine özgü
kemâl ve kudreti bu âyet-i kerimede anlatırken
aynı zamanda Hz. Muhammed (s.a.v)’in evrensel
misyonunu da özetlemektedir. Her şeyden önce
Allah Teâlâ’nın bu muhteşem davetine muhatap
olan Hz. Muhammed (s.a.v), tariflere sığmaz ilâhî
bir iltifata mazhar olmuş, kâinâtın Yüce Yaratıcısı ve

Rabb’i tarafından onurlandırılmıştır.
İsrâ ve Mi’râc, Allah-kul ilişkisinin en görkemli
tablosunu insanlığa sunarken, maddi ve manevi
yüz binlerce fethin, kansız ve kavgasız zaferlerin,
zamana sığmayacak açılımların ve yükselişlerin
müjdesini vermekte, yolunu göstermektedir. Çünkü
İsrâ, saniyelere bile sığmamış evrensel bir uçuştur.
Mi’râc, âdetâ zamanı ötelemiş bir yükseliştir. Bu
iki müthiş hadise, kim bilir bize neler anlatmak
istemektedir!
Şunu hemen söylemek gerekir ki, İsrâ ve
Mi’râc’daki sırların tamamını, Allah Teâlâ’dan
ve Hz. Peygamber (s.a.v)’den başka birinin de
anlamış olabileceğini tahmin etmek güçtür. Bu olayı
bir yönüyle, tıpkı Kur’ân-ı Kerim’deki yirmi dokuz
sûrenin başında bulunan şifrelere benzetebiliriz.
Bu şifreler hâlâ çözülmüş değildir ve belki de hiçbir
zaman çözülmeyecektir. İsrâ ve Mi’râc olayının da
böyle bir yanı vardır. Onun için müslümanlar, Hz.
Peygamber’(s.a.v)’in, çok farklı misyonunu, üstün
mevkiini ve özel algılama gücünü yakalayabilecek
bir niyet ve çaba ile değil, sadece kendi sınırlı
kapasitelerine göre, İsrâ ve Mi’râc’tan ne anlaşılması
gerekiyorsa onu kavramaya çalışmalıdırlar. Çünkü bu
olayı bizzat yaşamış olan Hz. Peygamber (s.a.v)’in
o sıradaki izlenimleri ile başka birinin bu hadiseyi
algılaması ve değerlendirmesi arasında tahminlere
bile sığmayan uçurumlar vardır.
Bu münasebetle, Hz. Peygamber (s.a.v)’in

yeryüzünden (iki aşamada) yücelere yaptığı o
kutlu yolculuğun (bilindiği kadarıyla) bazı sırlarına
bakmakta yarar vardır; Biraz önce de ifade edildiği
üzere Hz. Muhammed (s.a.v), bu yolculuğa, hicretten
18 ay önce, Recep ayının 27′inci gecesinde çıkarıldı.
Bu, çok önemli bir ilâhî davetti. Yolculuğun birinci
aşamasına bakıldığında bu olayın cereyan ettiği
zaman ve mekân, insan aklını fazlasıyla meşgul
eden özellikler taşımaktadır.
Örneğin, Mekke ile Kudüs arasında gece yarısı
yapılan ve mahiyeti insan aklıyla algılanamayan
ve açıklanamayan bu olay sırasında geçen zaman
hakkındaki çeşitli tahminler, on beş dakika ile iki saat
arasında değişmektedir. Oysa bu iki kent arasındaki
mesafe, bin kilometreden fazladır!
Keza, Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki son elçisi
olarak Hz. Muhammed (s.a.v), ilk vahyi aldığı
günden başlayarak insanlara ilâhi mesajları on iki
yıl boyunca iletmeye çalışmış ve yorulmuştu. Çünkü
çok ağır tepkilerle karşılaşmış, çok eziyetler çekmişti.
Bizzat kendisi çeşitli saldırılara uğradığı gibi, dâvâ

arkadaşlarına da işkenceler yapılmış, bazıları Onun
gözünün önünde bu işkenceler altında kıvranmış ve
daha sonra şehit olmuşlardı. Bunlar yetmiyormuş gibi
Mekke halkı Ona ve bütün dâvâ arkadaşlarına karşı
genel boykot ilân etmiş, onları ölüme terk etmişlerdi.
Peygamberliğin 10. yılında Peygamberimizin
amcası ve himayecisi olan Ebu Talip ve Hz.
Peygamber’in (s.a.v.) vefakar ve fedakâr eşi Hz.
Hatice vefat ediyorlar. Bu yıla “Hüzün yılı” deniliyor.
Peygamberimiz Mekke’deki bütün desteklerini
kaybedince Taif’e gidip İslam’ı anlatmak istiyordu.
Taifliler onu taşlarla karşılıyordu. Hz. Peygamber
(s.a.v.) yaralı bir şekilde Mekke’ye geliyor. Ama
Mekke’ye sokulmuyor. Dağlarda geceliyordu.
Kimsesiz ve sahipsiz. Derken birilerinin araya
girmesiyle Mekke’ye girebiliyor. Bu esnada erkek
çocukları birbiri ardınca vefat etmişler. Kalbi yaralı.
Gözleri semada. Bir çıkış kapısı arıyor. Ve bir aralık
ellerini göklere kaldırıp Yüce Allah’a sesleniyor:
“Beni kime terk ediyorsun. Halden anlamayanlara
mı? İnsafsızlara mı ? Ey zayıfların Rabbi. Ey
biçarelerin Rabbi.”
Peygamber’e (s.a.v.) bir teselli lazımdı ve Allah
Teala O’nunla beraberdi. Zaten hiç onu terk etmemişti
ki! İşte bu teselli, miraç yolculuğuydu.
Hadislerde verilen bilgiye göre, Hz. Peygamber
(s.a.v), Kâbe’de, Hatim’de ya da amcasının kızı
Ümmühani binti Ebi Talib’in (r.a.) evinde yatarken,
Cebrail (a.s.) gelip göğsünü yardı, kalbini Zemzemle

yıkadıktan sonra, içine iman ve hikmet doldurdu.
Burak adlı bineğe bindirilerek Hz. Peygamber
(s.a.v) Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) getirildi.
Burada Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz.
İsa (a.s.) ve diğer bazı peygamberler tarafından
karşılandı. Hz. Peygamber (s.a.v) imam olarak diğer
peygamberlere namaz kıldırdı.
Sonra Cebrail’le beraber manevi göklere olan
olağanüstü yolculuğa çıktı. 7 semayı geçti. Buralarda
sırayla; Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf,
Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim’le
görüştü. Daha ileriye gittiğinde Cebrail’i gerçek
haliyle gördü.
Bir noktaya geldiler ki orası “Sidretül Münteha”
denilen sınırdı. O yerin kapısına geldiğinde Hz.
Cebrail ;
“Bu yolculuğun devamını kendi başına yapacaksın.
Bu bizim için son noktadır. Ey Allah’ın Peygamberi
Vallahi bir parmak daha gitsem kül olurum.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) o noktayı geçer. Bir ara
durup arkasına bakınır. Cebrail’in korkudan titrediğini
görür. Cebrail’in kanatlarıyla semaya tutunduğunu ve
yere kapaklandığını görür. Yüce Rabbin büyüklüğünü
çok iyi bilen Cebrail, o anın ihtişam ve büyüklüğünü
böyle özetler.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Sidretül Münteha’da, üç
müjde ve hediye alır.
Birincisi beş vakit namaz emridir.
İkincisi Bakara suresinin son iki ayeti (Amenerresul
diye bilinir),
Üçüncüsü ise imanla ölen (Allah’a ve Hz.
Peygamber’e (s.a.v.) iman eden) mutlaka şefaat
olunacağı ve cehennemde ebedi kalmayacağı
müjdesini alır.
Elbette ki miracın en büyük hediyesi beş vakit
namazdır. Hz. Peygamber (s.a.v.), namaz için
“Namaz müminin nurudur ,Dinin direğidir” buyuruyor.
Hz. Peygamber (s.a.v.) son nefesinde şehadet
parmağını kaldırır ve üç defa :
“Namaz, namaz, namaz” diye seslenir.
Cennet ve Cehennemdeki gelecek görüntüler o
gece Hz. Peygamber’e (s.a.v.) resmedilir. Cennet ve
Cehennem şöyle olacak denilir.
Orada, her günahın nasıl bir cezayla karşılanacağını görür. Orada hiç gülmeyen melekler görür.
O’na;
“Cehennem yaratılalı bu melekler hiç gülmedi.”
denir.
O manzaraları Hz. Peygamber hayatı boyunca
unutmaz.

* * *
Enes b. Mâlik, Resulullah’ın şöyle buyurduğunu
anlatıyor:
“Miraca çıktığım gece birtakım insanlar gördüm.
Dudakları makasla kırpılıyordu.
Sordum:
– Bunlar kimlerdir; yâ Cebrâil?
Şöyle anlattı:
– Bunlar, ümmete iyiliği emredip, kendi
nefislerini unutanlardır. Bir de Kur’ân’ı okuyup ona
uymayanlardır.”
Yani; Kur’ân’ı okuyup, ondaki, Allah’ın emirlerine
riâyet etmeyenlerdir.
* * *
Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Cafer, İbrahim,
Abdülvehhab b. Âta, Ebû Muhammed, Ebû Harun,
Ebû Saîd el-Hudrî yolu ile gelen bir rivâyette
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Miraca çıktığım gece bir topluluğa rastladım.
Yanlarından etleri kesiliyor, lime lime edilip kendilerine
yediriliyordu. Ve onlara şöyle deniliyordu:
– Daha önce kardeşinizin etini yediğiniz gibi bunu
da yiyiniz.
Cebrâil’e sordum:

– Bunlar kimdir?
Şöyle dedi:
– Bunlar, ümmetinden gıybet edenlerdir.”
* * *
Resulullah (s.a.v.) mirac gecesi, cennete uğradı.
Orada kendisini gözde hûriler karşıladı. Resulullah
(s.a.v.)’e şöyle dediler:
– Yâ Muhammed! Ümmetine söyle; misvak
kullansınlar. Onlar misvak kullandıkça bizim
güzelliğimiz artar.
* * *
Bir rivâyette Ebû Hüreyre (r.a), Resulullah (s.a.v.)’in
şöyle buyurduğunu rivâyet ediyor:
“Miraca çıktığım gece başımın üstünde gök
gürültüsü ve yıldırım sesi duydum. Bir de şimşek
çakması gördüm.
Birtakım kimseler de gördüm ki, mideleri şişmişti,
içindeki yılanlar, dıştan görülüyordu.
Sordum:
– Yâ Cebrâil! Bunlar kimlerdir?
– Bunlar faiz yiyenlerdir.”

* * *
Mukatil b. Habban, Resulullah (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu naklediyor:
“Miraca çıktığım gece, Cebrâl beni aldı. Tâ ki
Sidre-i Müntehâ’nın yanındaki Hicabı Ekbere kadar
götürdü. Sonra bana şöyle dedi:
– İleri geç, yâ Muhammed!
– Olmaz, sen ileri geç.
– Yâ Muhammed! Burada hiç kimse senden ileri
geçemez. Allah katında sen, benden çok kereme
nâil oldun.
Bunun üzerine ilerledim. Altından bir tahta vardım.
Üzerinde cennet ipeklilerinden bir sergi vardı.
Cebrâil peşimden bana şöyle seslendi:
– Yâ Muhammed! Rabbin seni övüyor. Dinle ve
itâat et. Onun kelâmı seni dehşete düşürmesin.
Bunun üzerine Allahü Teâlâ’ya senâ etmeye
başladım:
Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât.
Tahiyyat, güzellikler, salevâtlar Allah’adır.
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtüh.
Selâm sana ey Nebi, Allah’ın rahmeti ve bereketleri
de.
Cevaben şöyle dedim:
Esselâmü aleynâ ve âlâ ibâdillâhissâlihıyn.
Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarına.
Cebrâil de şöyle dedi:
Eşhedü en lâ ilâhe illAllah. Ve eşhedü enne
Muhammeden abdühû ve Resûlüh.
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim.
Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna
şehâdet ederim.
Bundan sonra, Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
– Resûl, Rabbinden kendine inene îmân etti.
Mü’minler de…
Onların herbiri Allah’a, meleklerine, kitaplarına,
aralarında bir fark gözetmeyiz, diyerek peygamberlerine de îmân ettiler.
– İşittik ve itâat ettik. Bizi mağfiret et. Dönüşümüz
sanadır Rabbimiz dediler.
Allahü Teâlâ, hiçbir nefse, gücü dışında bir şey
yüklemez.Hayırdan ne kazanırsa, kendine aittir. Şer
kazanırsa, o da aleyhine olur.
Daha sonra:
– İste, istediğin verilecek, buyurdu.
Şöyle dedim:
– Mağfiretini istiyorum. Günahımızı bağışla.
Kıyamet günü dönüş ancak sanadır.

Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
– Seni bağışladım. Ümmetinden, beni tevhid edip
seni tasdik edeni de bağışladım.
Bundan sonra şöyle buyurdu:
– Yâ Muhammed! İste, istediğin verilecek.
Şöyle dedim:
– Rabbimiz! Unuttuğumuz ya da yanıldığımızla bizi
sorumlu tutma.
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
– Unuttuğunuzla sizi sorumlu tutmam. Yanıldığınız
veya bir şeye zorlandığınız şeyle de sizi ayıplamam.
Sonra yine buyurdu:
-Yâ Muhammed! İste, istediğin sana verilecektir.
Şöyle dedim:
– Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin ağır yükü
bize yükleme.
(Not: Buralar, Bakara sûresinin son âyetleri olan
Âmenerresûlü’nün mânâ ve izahıdır.)
Önceki ümmetlerde uygulama farklı idi.
Meselâ; İsrailoğullarından biri bir hata işlediği
zaman, Allahü Teâlâ, yemeklerin en güzelini ona
haram kılardı.
Bu konuda, Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

“Yahudilere yaptıkları haksızlıklar yüzünden,
kendilerine helâl olan güzel şeyleri haram kıldık…”
(Nisâ sûresi, âyet: 160)
Resulullah (s.a.v.) şöyle devam etti:
Allahü Teâlâ, benim bu isteğim için de,
“Bu arzunu da yerine getirdim. İste, ne istersen
verilecek”, buyurdu.
Şöyle dedim:
– Rabbimiz! Gücümüzün yetmediğini bize yükleme. Çünkü ümmetim zayıftır. Bunun üzerine şöyle
buyurdu:
– Bu isteğin de oldu. Başka ne istersen iste, verilecektir.
Şöyle dedim:
– Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et, kâfirler
üzerine (galip gelmemiz için) bize yardım et.
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
– Bu isteğin de verildi, sizden sabırlı yirmi kişi, iki
yüz kişiyi (Allah’ın izniyle) mağlup eder.
* * *
Miraç gecesinin sabahında Mekkelilere yaşadığı bu
olayı anlatan Hz. Peygamber (s.a.v.) ciddi sıkıntılar
yaşamıştır.

Olayı duyan müşrikler, yoğun bir kampanya
başlatarak Hz. Peygamber (s.a.v)’i suçlamaya, alaya
almaya başladılar. Bu kampanya bazı Müslümanları
da etkileyerek şüpheye düşürdü.
Olayın gerçek olup olmadığını araştırmak isteyenler
Beytü’l Makdis’e ve Mekke’ye gelmekte olan bir
kervana ilişkin sorular sorarak Hz. Peygamber’i (s.a.v)
sınadılar. Hz. Peygamber (s.a.v)’in verdiği bilgilerin
doğruluğu Müslümanları şüpheden kurtardıysa da
müşriklerin inatlarını kırmaya yetmedi. Mirac olayı
inatlarını ve düşmanlıklarını artırarak onlar için bir
fitne nedeni oldu.
Hz. Ebu Bekir (r.a.), olayı kendisine anlatarak
hala inanmaya devam edip etmeyeceğini soran
müşriklere
“O söylüyorsa şüphesiz doğrudur! Vallahi O
(s.a.v.) bundan daha ötesini de anlatsa tereddütsüz
iman ederim.” Zaten bundan ötürü “Sıddık” olabilme
şerefine varmıştır.

Miraç gecesinin en önemli hediyelerinden birisi
de Yüce Allah’a ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) iman
eden bir kişinin günahı ne kadar çok olursa olsun
ebediyen cehennemde kalmayacağı müjdesidir.
Yüce Allah bu olayla Peygamberine yalnız
olmadığını hatırlatıyor. Medine öncesi Peygamberini
zorlu yolculuğa hazırlıyor. Ve yol azığı olarak da
en büyük ibadet olan namazla Peygamberini yola
çıkarıyor.
Bizlere de her gün için miraç imkânını miras
olarak bırakıyor. Çünkü namaz, müminin miracıdır.
Namazın en önemli anı da secdedir.
Secdede perdeler kalkar ve siz Rabbinizle baş başa
kalırsınız. Siz fısıldayın, siz dua edin, siz yalvarın o
sizi işitecektir. Çünkü Rabbiniz size şah damarından
daha yakındır!

Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir?
Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin
göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü
gecedir. Recebin 27. gecesidir. İsra suresinin ilk
âyet-i kerimesinde, Mirac bildirilmektedir.
Mutezile fırkası, Resulullah efendimizin bir anda,
Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip
gelmesine akıl erdirememiş,
“Miracı kabul etmek, Allah’a mekan ittihaz etmek
olur” diyerek Miracı inkâr etmiştir. Allahü teâlâ,
Hazret-i Musa ile Tur dağında konuşmuştur. Tur
dağı Allahü teâlânın mekanı mıdır? Elbette değildir.
Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir.
Cennet de Allahü teâlânın mekanı değildir. Allahü
teâlâ mekandan münezzehtir.
Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki:
İsra suresinin ilk âyetinde, Allahü teâlâ, kudret
ve azametinden nice acayip işlerden bazılarını
göstermek için, Muhammed aleyhisselamı,
Mekke’den Kudüs’e götürdüğünü bildiriyor. İsra
kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece
yürümek manasına kullanılır.
“Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar
için bir fitne kıldık” ayetindeki fitne, imtihan demektir.
İmtihan ise uyanıkken olur. Peygamber efendimizin
anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı.
Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere
kavuşmazdı.

Resulullahın, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne
inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere
götürüldüğüne inanmayan sapık olur. (Bahr)
Birkaç saniyede Mekke’den Kudüs’e götüren
Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin?
Allah’ın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder.
Peygamber efendimiz miracını özetle şöyle
anlatıyor:
“Verilen Burak’a binip Beyt-ül-Makdis’e geldim.
Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya
bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekât namaz
kılıp çıktım. Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt
getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun
olanı seçtin, dedi. Sonra bizi birinci semaya çıkardı.
Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben
Cebrail’im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed
aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi
mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı.
Hazret-i Âdem ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek
hayır dua etti. ikinci semaya çıktık. Yine orada da
aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada
iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da
bana, merhaba diyerek dua ettiler. Üçüncü semaya
çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün
kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf’u gördüm. O da
dua etti. Dördüncü semaya çıktık. Aynı konuşmalar
oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris’i gördüm. O da dua
etti. Beşinci semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar
geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun’u gördüm. O da dua

etti. Altıncı semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu
ve kapı açıldı. Hazret-i Musa’yı gördüm. Merhaba
diyerek dua etti. Yedinci semaya çıktık. Yine aynı
konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ülmamura dayamış Hazret-i İbrahim’i gördüm. O da
dua etti. Beyt-ül-Mamur’u gördüm. Sonra Cebrail
beni Sidret-ül-Münteha’ya götürdü. Allah, günde elli
vakit namazı farz kıldı. Hazret-i Musa’nın yanına
gelip anlattım.
“Rabbinden azaltmasını iste! Ümmetin buna güç
yetiremez. Tecrübem var.” dedi.
Birkaç defa Rabbimle görüşmeye devam ettim.
Nihayet Rabbim buyurdu ki:
“Beş vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on
sevab vardır. Böylece elli vakit namaz olur.” [Müslim]
Mirac gecesini nasıl değerlendirmelidir?
Mirac gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla
geçirmeli. İki hadis-i şerif meali:
“Mirac gecesinde iyi amel eden için yüz yıllık
mükâfat vardır.” [İ.Gazali]
“Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı
verilir.” [İ.Gazali]
Cuma günü tek olarak oruç tutmak, bazı âlimlere
göre mekruhtur. Cumartesi günü oruç tutmak ise

bütün âlimlere göre mekruh olduğu için, bu mübarek
gün cumaya rastladığı zaman, orucu perşembe
veya cumartesi ile birlikte tutmak iyi olur. Cumartesi
gününe rastlarsa, Cuma ile cumartesi veya cumartesi
ile Pazar günü beraber tutmak gerekir.
Bu gece kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim
okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli,
müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını
ölülere de göndermelidir!
Her zaman doğru iman sahibi olmaya, farzları yapıp
haramlardan kaçmaya, tevbe edip farz borçlarını
ödemeye çalışmalıdır! Bütün bunları yapmak ise
ilimle olur. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
“Geceleyin bir müddet ilim ile meşgul olmak,
bütün gece sabaha kadar ibadet etmekten daha
kıymetlidir.” [Ebu Nuaym]
Mirac aklın bittiği, imanın başladığı yerdir.
Hikmet ehli zatlar buyuruyorlar ki:
Bir iş, ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar
uzun ömürlü olur. Peygamber efendimiz,
“En çok sıkıntıyı ben çektim.” buyuruyor. O halde,
hak olan dini de, kıyamete kadar sürecektir.
Âdem aleyhisselam, kupkuru bir dünyaya
geldi, yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra Peygamber
efendimizin yüzü suyu hürmetine dua etti. “Rabbenâ
zalemnâ enfüsenâ” duasını devamlı okurdu. Sonra,

iki evladından biri kâfir oldu ve Müslüman olanını
öldürdü. Bir baba için ne zordur!
Nuh aleyhisselam 950 yıl uğraştı, inanmadılar,
çok eziyet ettiler. Döverlerdi, her seferinde öldü diye
bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir, yaralarını
sarardı, tekrar tebliğe başlardı. Sonra Allahü teâlâ
Ona gemi yap emrini verdi.
İbrahim aleyhisselamı Allahü tealanın haliliyken
ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi.
Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene
Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Yıllarca
çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri
karanlık, çaresiz… Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada
Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac
yalnız Peygamber efendimize verildi.
Eyyüb aleyhisselamın kurtlanmadık yeri
kalmamıştı. Eyyüb aleyhisselamın, yaralarının
kurtlandığını büyük âlim Alâaddin-i Attar hazretleri
de bildirmektedir. (S. Ebediyye)
Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti.
Yusuf aleyhisselam; kuyuya, zindana atıldı.
Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla
birlikte testereyle kesildi.
İsa aleyhisselam, birkaç kişiyi ikna etmek için neler
çekti. Öldürmeye çalıştılar.
Bunların hepsi peygamberdi. Neden bu kadar
sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için…

Peygamber efendimiz, (Benim çektiğimi, hiçbir
Peygamber çekmedi) buyuruyor.
Hazret-i Ebu Bekir de, neler çekti, kaç kere
dövdüler! Herkesten önce iman etti, malını ve
canını feda etti. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin
sevabları, katlanarak Hazret-i Ebu Bekir’e, sonra
da bir daha katlanarak, Peygamber efendimize
verilmektedir. Hem kâinat, Onun hatırına yaratılmış,
hem de, herkesin sevabları da, Ona verilmektedir.
Hazret-i Ömer, namaz kılarken, Hazret-i Osman,
Kur’an-ı kerim okurken şehid edildi.
Hazret-i Ali’nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin’in
başına gelenler…
Neticede, Peygamber efendimizin vârisleri de, çok
çektiler. Ne için? La ilahe illallah, Muhammedün
Resulullah dedikleri için. Dolayısıyla iman, inanmak
çok zor, inandırmak daha zordur. İman, Allahü
teâlânın, kullarına ihsan ettiği, özel nimetidir. İmanı
olanlar, sevinçten oynasa, yeridir…
Allahü teâlâ, dünyayı verdiğine ahireti vermez.
Hadis-i kudside,
“İki korkuyu bir kalbde cem etmem” buyruluyor.
Dünyada Allahü teâlâdan korkanlar ahirette
korkmasın, dünyada korkmayanlar ahirette çok
korksun.
Peygamber efendimiz, Ümmihani’ye Mirac’ı
söyleyince,

“Aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve
inananlar da vazgeçer” dedi.
Peygamber efendimiz de,
“Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da
vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak
olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın” buyurdu.
Her mübarek gece, kıymetlidir; fakat Mirac
gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Izdırap ve
sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber
efendimiz, bir ay Taif’te, İslamiyet’i anlattı, hiç kimse
inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar.
Üzüntülü bir şekilde dönerken, bir bağ kenarında
oturup biraz istirahat etti. Addas adındaki, bağın
bekçisi, üzüm getirdi. Peygamber efendimiz,
“Bismillahirrahmanirrahim” deyince, Addas şaşırdı,
“Bu sözü buralarda hiç duymadım” dedi. Peygamber
efendimiz,
“Sen nerelisin ?” diye sorunca
“Ninovalıyım dedi.
“Kardeşim Yunus’un ülkesindensin, o da benim
gibi peygamberdi” buyurdu. Addas,
“Yunus’u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün,
bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz” dedi
ve iman etti,
“Ben de sizinle gelmek istiyorum” dedi. Peygamber
efendimiz,

“Şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde
işitirsin, o zaman bana gel buyurdu.” Bir ay kimse
inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti.
Gece amcasının kızının evine geldi,
“Aç, amcan oğlu Muhammed’im” buyurunca
Ümmühani,
“Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım,
yedirecek bir şeyim yok” dedi.
Peygamber efendimiz,
“Yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet
edecek bir yer bana yeter.” buyurdu.
Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama,
“Habibim bu halde gene bana yalvarıyor, çok
üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana
getir.” buyurdu.
Önce, Mescid-i Aksa’ya geldi, bütün peygamberlere
imam oldu. Sonra göklere çıktı. Allahü teâlâyı
bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü,
“Ya Rabbi, ümmetim için de bunu isterim” dedi.
İşte, beş vakit namaz, bize Mirac olarak verildi.
Mirac’da ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan,
Mirac’dan mahrumdur Allahü teâlâ, namaz gibi bir
nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini
arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa,
hayat vardır. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz.
Namazdan mahrum olan, her şeyden mahrumdur.

ŞABAN AYI
Resulullah efendimiz, Şaban ayına da çok değer
verir ve
“Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl
ve bizi Ramazana eriştir” diye dua ederdi.
Âişe validemiz buyuruyor ki:
“Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha
çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın
tamamını oruçla geçirirdi.” [Buhari]
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu
zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:
“Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan
gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz
edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini
isterim.” [Nesai]
Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında
tutulan oruçtur.” [Tirmizi]
“Şaban’da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ Cennette
bir yer hazırlar.” [Ey oğul ilmihali]
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra
oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna
hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban
ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.

BERAT KANDİLİ
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir.
Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.
Yüce Allah bu gece af dileyenleri bağışlar.
Merhamet isteyenlere merhamet eder. İçini nefret
ve kin bürümüş olanı ise haline bırakır. (Münziri, etTergib ve’t-Terhib, 2/119).
Denilir ki, bir yıllık kader programı bu gece görevli
meleklere ulaştırılır. Bir yıl içinde olacak olan
bütün önemli olaylar; doğumlar, ölümler, rızıklar,
zenginlikler, fakirlikler bu gecede defterlere yazılıp
görevli meleklere aktarılır. Hatta Hacca gidecekler
bile tespit edilir.
Denilir ki hicretin 2.yılında kıble, Mescidi Aksa’dan
Mescidi Haram’a bu gece çevirildi. Bu gece sevaplar
kat kat çoğaltılır. Rahmetin bütün kapıları sonsuza
kadar açılır. Sanki Yüce Allah’ın affı coşar. Bu gece
bir anlamda ganimet gecesidir. Fırsat gecesidir.
Kapıyı aralama gecesidir.
Hz. Ebu Hureyre (ra) der ki:
“Hz Peygamber bu gecede başını göğe doğru
kaldırdı. Sonra şöyle buyurdu; Allah rahmet
kapılarından 300 tanesini açtı. O, bu gece şirk hariç
her günahkârı bağışlar. Büyücülük yapanlar, devamlı
içki içenler, zina edenler, anne ve babalarına zulüm
edenler ve haram yoldan kazananlar hariç.”

Bu ve benzeri hadisleri değerlendiren İslam alimleri,
bu gece affedilmeyecekleri sayarken şu gruplara yer
verirler:
1. Allah’a şirk koşanlar,
2. Baba ve annesine asi olanlar,
3. Komşu ve akrabayla ilişkiyi kesenler,
4. Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenler,
5. Bu geceye rağmen içki içmeye ısrar edenler.
Hz. Peygamberin bu gece, farzın dışında gecenin
ilerleyen saatlerinde kıldığı nafile namazının
secdesinde, çok uzun durduğu rivayet edilir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de
oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af
isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk
vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne
isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar
devam eder.” [İbni Mace]
“Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib
gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve
Kurban bayramı gecesi.” [İ. Asakir]

Ebû Ümame (r.a.), Resulullah (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu rivâyet ediyor:
“Şaban ayının yarısında, Allahü Teâlâ, gece yarısı
dünya semâsına rahmetiyle tecelli eyler. Dünya ehlini
tümden bağışlar. Ancak, kâfir olan ve aralarında kin
ve düşmanlık olanlar hariç.”
Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli,
kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı,
Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru
yazılan ilmihal bilgileridir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
‘Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek
bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O
mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir
emirle ayırt edilir…’(Duhan, 44/1-4)
Ayette geçen, ‘mübarek gece’den maksat; Berat
gecesidir. Kur’ânın bu gecede, Yedinci semadan
dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez
Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.
Bu gecenin, dört adı vardır. “Mübarek gece”, “Berae
gecesi” “Sakk gecesi”, “Rahmet gecesi”.
Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da
denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman

beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir
sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin
kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede
beş özellik vardır:
Bu gecenin beş özelliği vardır:
1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı
yapılır.
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması
amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok
büyüktür.
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin
tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın
onüçüncü günü, üçte biri Şaban’ın ondördüncü
günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın onbeşinci
günü verilmiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:
“Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce
Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti
müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat
verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O’nu
da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar.”

“Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki
Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca.”
“Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret
buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden
veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten,
veya zinaya ısrarla devam eden müstesna.”
Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin,
gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu
gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve;
“Tevbe eden yok mu? Onu affedeyim. Rızık isteyen
yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen
yok mu ona şifa vereyim. Yok, mu şunu isteyen yok
mu bunu isteyen” der. Bu durum, sabaha kadar
devam eder.
“Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb’ı yüce Allah’a
arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a
arzedilmesini isterim”
Berat Kandili olan bu mübarek geceyi nasıl ihya
edeceğiz?
1-Yatsı ve Sabah namazlarını mutlak surette
cemaatle kılmalıyız ki, geceyi sabaha kadar ibadet
etmiş olalım.
2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü
de oruç tutalım.
3- Bir günlük kaza namazı kılalım
4- Berâat gecesinde 100 rek’atlı Hayır Namazı
vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik
mertebesine nâil olur.
5- Berâat Gecesi, bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih
Namazı kılınır.

RAMAZAN AYI
İbn Abbâs (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’den rivâyet ediyor:
“Ramazan ayı gelince, cennet kokulanır, halden
hale geçer, süslenir.
Ramazanın ilk gecesi girince, Arş altından bir
rüzgâr eser. Bunun adına, “Mesire” denir. Bu rüzgâr
ile cennetteki ağaçların yaprakları birbirine değer.
Bundan, o kadar güzel sesler işitilir ki, duyanlar,
ondan daha güzelini duymamışlardır.
Bu arada, gözde hûriler cennetin balkonlarına
çıkar, şöyle seslenirler:
Allahü Teâlâ ile konuşmak isteyen yok mu? Yüce
Allah onu bizden biri ile evlendirsin.
Bundan sonra cennette vazifeli en büyük meleğe
sorarlar:
– Yâ Rıdvan! Bu gece ne gecesidir?
– En hayırlı güzeller! Bu gece Ramazan ayının ilk
gecesi-dir.
Allahü Teâlâ emreder:
– Ey Rıdvan! Muhammed ümmetinin oruçlularına,
cennet kapılarını aç.
Bundan sonra cehennemde vazifeli olan Mâlik’e,
emreder:
– Ey Mâlik! Muhammed ümmetinin oruçlularına ce

hennem kapılarını kapa.
Bundan sonra Cebrâil’e emreder:
– Ey Cebrâil, yere in. Şeytanın çocuklarını yakala,
sıkıca bağla. Sonra onları deniz diplerine at. Böyle
yap ki, habibim Muhammed ümmetinin orucunu
ifsad etmesinler.
Ramazan ayının her gecesinde, Allahü Teâlâ şöyle
buyurur:
– Bir şey isteyen yok mu ki, vereyim? Tevbe eden
yok mu ki, tevbesini kabul edeyim? İstiğfar eden yok
mu ki, bağışlayayım?
Fakirlik olmayan geçimi kim istiyor? Eksiksiz, bol
ihsanı kim diliyor?
Allahü Teâlâ, ramazan ayının her günkü
iftar vaktinde, azabı hak eden bir milyon kişiyi
cehennemden azat eder..

Cuma günü ve cuma gecesi olduğu vakit, her saat
başı cehennem azabını hak eden bir milyon kişi
cehennemden azat edilir..
Kadir gecesi geldiği zaman Allahü Teâlâ, Cebrâil’e
emreder. Süvari meleklerle yeryüzüne inerler.
Cebrâil’in elinde yeşil bir bayrak vardır. Onu Kâbe’nin
damına diker. Cebrâil’in altı yüz kanadı vardır. İkisini
hiç açmamıştır. Onları ancak kadir gecesinde açar.
Açılmış hali ile o kanatlar, doğuyu ve batıyı kucaklar.
Ve Cebrâil yanındaki melekleri Muhammed
ümmetine yollar. Gider, ayakta durana, oturana,
namaz kılana, zikredene selâm verirler.
Mü’minlere müsafaha ederler. Duâlarına “Âmin”
derler. Tâ tanyeri ağarıncaya kadar böyle devam
ederler. Tanyeri ağardıktan sonra Cebrâil melekleri
çağırır:
“Yolculuk var, yolculuk var.”
Bunun üzerine melekler şöyle derler:
– Ey Cebrâil! Allahü Teâlâ, Muhammed ümmetinin
ihtiyaçlarını ne yaptı?
– Allahü Teâlâ onlara acıdı, onları affetti. Dört grup
kimse hariç hepsini bağışladı.
– O dört grup kimlerdir?
1. Devamlı içki içenler.
2. Ana babasına karşı gelenler.
3. Akrabaya gidip gelmeyi kesenler.

4. Meşahin.
Peygamberimize;
– Yâ Resulullah! Meşahin kimdir? diye soruldu.
Peygamberimiz şöyle cevap verdi:
– Mü’min kardeşi ile üç günden fazla küs durandır.
Ramazan ayının son günü geldiği zaman
ramazanın ilk gününden o güne kadar, azat ettiği kişi
miktarınca, azabı hak etmiş kimseyi cehennemden
azat eder.
Ramazan bayramı gecesi olduğu zaman ki o
geceye “câize günü” adı verilir.
Ramazan bayramı sabahı her bölgeye melekler
gönderilir. Yere indikten sonra sokak ağızlarında
dururlar. Öyle bağırırlar ki, onları insan ve cinler
hariç her şey duyar.
Şöyle derler:
– Ey Muhammed ümmeti! Bol ihsan eden, çok
günah bağışlayan Rabb’in affına gelin…
Mü’minler bayram namazı için yola çıkınca Allahü
Teâlâ meleklere şöyle buyurur:
– Ey meleklerim, işini tam yapanın ücreti nedir?
Melekler şöyle derler:
– Ey Rabbimiz! Onun mükâfatı, faydalı işinin bolca
ihsan görmesidir.
Ve Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

– Sizi şahit tutuyorum ey meleklerim, onların
ramazan ayındaki oruçlarını ve namazlarını, rızâma
ve mağfiretime vesile kıldım.
Bundan sonra şöyle buyurur:
– Ey kullarım, benden isteyin. İzzetime, Celâlime
yemin olsun ki, dininiz ve dünyanız için ne isterseniz
onu veririm.
* * *
Ebû Hüreyre yolu ile gelen bir rivâyette, Resulullah
(s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu naklediyor:
“Ramazan ayında ümmetime beş özellik verilmiştir
ki, on-dan önceki ümmetlere verilmedi:
1. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında miskten
daha gü-zeldir.
2. İftar vaktine kadar melekler onların
bağışlanmasını ister-ler.
3. Şeytan topluluğu, onların azdırmasın diye
bağlanır.
4. Allahü Teâlâ her gün cenneti süsler ve şöyle
buyurur:
– Bu şekilde olunca sâlih kullarım sana geldikleri
zaman onlardan ezayı, yükü alırsın. Ramazanın son
gecesinde, onlar ba-ğışlanır.”
Sordular:
– Son gecesi, kadir gecesi midir?

– Kadir gecesi değildir. Ancak bir işçi işini bitirince
parasını alır.
* * *
Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Cafer, İbrahim
b. Yûsuf, Hammad b. Zeyd, Eyyûb, Ebû Kılâbe yolu
ile gelen bir rivâyette Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Resulullah (s.a.v.) ashabını müjdeler, şöyle
buyururdu:
“Size, mübârek bir ay olan ramazan ayı geldi.
Allahü Teâlâ size, o ayın orucunu farz kıldı. O ayda
cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır.
Şeytanlar demire vurulur. Onda, bin aydan hayırlı
olan kadir gecesi vardır.”
Ramazan ayında yapılan ibâdetler gelecek
ramazana, bir hac zamanında yapılan ibâdetler
gelecek hac zamanına, cemaatle kılınan cuma
namazı gelecek cumaya, cemaatle kılınan vakit namazı da ondan sonraki vakit namazına kadar işlenen
günahlara keffârettir. Ama, büyük günah işlememek
şartıyla…
Hz. Ömer (r.a.) ramazan ayı geldiği zaman, şöyle
derdi:
– Merhaba, bizim günahımızı temizleyen mübârek
ay.
Ramazan ayı çok hayırlıdır. Gündüz tutulan oruç,
gece kılınan namaz, o ayda verilen sadaka, Allah
katında kat kat karşılık görür.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Bir kimse, inanarak ve sevabını Allah’tan
bekleyerek ramazan orucunu tutar, namazını da
(hiç terketmemek şartıyla) kılarsa geçmiş günahları
bağışlanır.”
Ebû Hüreyre (r.a.)’in rivâyetinde, Resulullah
(s.a.v.)’in şöyle buyurdu:
“Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
Bütün faydalı işlerin karşılığı bir mislinden yedi
yüz misline kadar kat kat verilir. Ancak oruç hariç.
Oruç benim içindir, sevabını ben veririm. Çünkü
oruç tutan, şehvetini, yemesini, içmesini benim için
bırakır. Oruç, günahlara karşı bir kalkandır. Oruç
tutana iki ferahlık vardır: Biri iftar vaktinde, biri de
kıyamet günü Rabbine kavuşunca.”
Selman Fârisî (r.a.) anlattı:
Resulullah (s.a.v.) şaban ayının son günü bize
şöyle bir konuşma yaptı:
“Ey insanlar! Çok büyük ve mukaddes bir ayın
gölgesi üzerinize düştü. Onda bir gece vardır ki,
bin aydan hayırlıdır. Allah, o ayın orucunu farz kıldı.
Gece kalkıp namaz kılmayı da size nafile bir ibâdet
kıldı. Bir kimse ramazan ayında nafile bir ibâdet
yaparsa diğer aylarda farz ibâdet yapmış gibi sevap
alır. O ayda bir farz edâ eden, diğer aylarda yetmiş

farz edâ etmiş gibi sevap alır.
Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir.
Bu ay genişlik ayıdır. O, öyle bir aydır ki, onda mü’min
kulun rızkı artar. Onda bir oruçluya iftar yemeği
veren, bir köle azat etmiş gibi sevap alır. Günahları
bağışlanır.”
Dedi ki:
– Yâ Resulullah! Hepimiz de bir oruçluya iftar
ettirebiliriz.
Şöyle buyurdu:
“Allahü Teâlâ bunun için de sevap verir. Oruçluya
iftarını açması için bir yudum süt, bir hurma, bir içimlik
su veren sevabını alır. Ama oruçluyu doyuranın bu
güzel davranışı günahına keffâret olur. Rabbi ona
havzından içirir. O, ondan sonra bir daha susamaz;
tâ cennete girinceye kadar. Ayrıca o oruçlunun ecri
kadar ecir alır, oruç tutanın ecrinden de bir şey
eksilmez.
Ramazan ayı öyle bir aydır ki, evveli rahmet,
ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluştur.
O ayda, kölesinin yükünü alanı, hafifleteni Allah
cehennemden kurtarır.”
İbn Mes’ud (r.a.) şöyle der:
Bir kimse, sessiz, sakin olarak Allah’ı zikrederek
oruç tutarsa, helâlini helâl, haramını da haram bilirse,
açıktan bir günah işlemezse, ramazan ayından
çıktığı zaman bütün günahları bağışlanmış olarak

çıkar.Onun her tesbih ve tehlilinden, yeşil zümrütten
bir ev yapılır. Onun içinde kırmızı bir yakut vardır ki,
içinde bir çadır bulunur. Bu çadırın içinde de gözde
bir hûri vardır. O hûride yakut işlemeli altın bir bilezik
vardır ki, yer onunla aydınlanabilir.
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ramazan ayı yaklaştı. Eğer kullar Ramazan
ayında neler olduğunu bilselerdi onun bir yıl olmasını
isterlerdi.”
Huzaa kabilesinden biri şöyle dedi:
– Yâ Resulullah! Ondan olanları bize anlat.
Resulullah (s.a.v.) buyurdu:
“Ramazanın ilk gecesi gelince, Arş’ın altından bir
rüzgâr eser. Cennet yapraklarını birbirine değdirir.
Hûriler bakar, şöyle derler:
– Yâ Rabbi! Bu ayda bizi kullarına zevce eyle.
Gözümüz onlarla aydın olsun, onların gözü de
bizimle aydın olsun.
Ramazan ayında oruç tutan bir kul, o hûrilerden
ikisini zevce edinir. Hem de inci işlemeli çadır içinde.
Allahü Teâlâ bu konuyu şu âyet ile bildirdi:
“Çadırlar içinde, gözlerini yalnız kocalarına

çevirmiş hûriler vardır.” (Rahmân sûresi, âyet: 72)
Onlardan her hûrinin üzerinde yetmiş kat elbise
vardır. Herbiri değişik renktendir. Onlardan her hûri
inci işlemeli kırmızı yakuttan bir divan üzerinde durur.
Ki orada, yetmiş işlemeyi yatak vardır. Onlardan her
hûrinin emrinde yetmiş tane hizmetçi vardır. Bunlar
ramazan günü tutulan oruç içindir. Yapılan diğer
iyilikler hariç. Onların sevabı da ayrı.”
Resulullah (s.a.v.) bir başka hadîs-i şerîfinde şöyle
buyurur:
“Receb ayı ümmetimin ayıdır. Diğer aylara göre
onun fazileti, ümmetimin diğer ümmetlere fazileti
gibidir. Şaban ayı benim ayımdır. Onun diğer aylara
üstünlüğü, benim diğer peygamberlere üstünlüğüm
gibidir. Ramazan ayı da, Allah’ın ayıdır. Diğer
aylara nazaran onun fazileti, Allah’ın, mahlûkatına
üstünlüğü gibidir.”

Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti
hakkında buyuruyor ki:
“Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ,
size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet
kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar
bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha
kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından
mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.”
[Nesai]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer
ehli, kötülüklerden el çek” denir.” [Nesai]
“Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere,
müminlere istiğfar etmelerini emreder.” [Deylemi]
“Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki
Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana
kadar olan günahlara kefaret olur.” [Taberani]
“Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan
orucunu tutması gerekir.” [Ebu Nuaym]
“Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları
yakıp erittiği içindir.” [İ. Mansur]

“Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise,
Cehennemden kurtuluştur.” [İ. Ebiddünya]
“İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak,
zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve
haccetmektir.” [Müslim]
“Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların
işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen
nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.” [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
“Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda
yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile
ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan
farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda
yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar
verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur.
O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap
verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren
âmirler de affolur, Cehennemden azat olur.

Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat
eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi
iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip
olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin
bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet
etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır.
Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu
aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak,
sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki
sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki
insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye
muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de
zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince,
(Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr
inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve
hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken,
binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet
kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar,
zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü
teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak,
kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği
yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur.

Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan
kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve
imanları olduğu anlaşılır.”
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i
şeriflerde buyuruluyor ki:
“Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir.
Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin
günahları affolur.” [Nesai]
“Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek
oruç tutanın günahları affolur.” [Buhari]
“Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete
girer.” [Deylemi]
“Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları
bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin!
Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten
mahrum kalır.” [Taberani]
“Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun!
Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan
harcama gibi sevaptır.” [İbni Ebiddünya]

“Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası
makbul, ameli de çok sevaptır.” [Deylemi]
“Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size
sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!” [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır.
Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i
şerifte,
“Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan,
bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki
o bir günkü sevaba kavuşamaz” buyuruldu. (Tirmizi)
Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah
olmaz.


TERAVİH NAMAZI
Ebû Zer (r.a.) anlatır:
Resulullah (s.a.v.) ile oruç tuttuk.
Ramazan ayının yirmi üçüncü gecesi kalktı, namaz
kıldı. Gecenin üçte biri böyle bitti.
Yirmi dördüncü gecesi kıldırmadı.
Yirmi beşinci gecesi olunca geldi; bize yine namaz
kıldırdı.
Ve gecenin yarısı böyle geçti.
Biz şöyle dedik:
Bu gecemizi tamamen nafile ibâdetle geçirsek?
Şöyle buyurdu:
“Bir kimse, evine gider, sonra gelir imama uyup
sabah namazını kılarsa bütün geceyi ibâdetle
geçirmiş olur.”
Yirmi altıncı gece bize namaz kıldırmadı.
Yirmi yedinci gece kalktı, ehlini de topladı, bize
namaz kıldırdı. O kadar çok kıldırdı ki, sahur
yaptırmayacağından korktuk.
Âişe (r.anhâ) anlattı:
Resulullah (s.a.v.), mescitte namaz kıldı. Ashap da
onunla beraber namaz kıldı.Sabah olunca herkes bu
namazı konuştu. İkinci gece cemaat arttı. Resulullah
(s.a.v.) yine namaz kıldırdı. Üçüncü gece cemat daha
da arttı. Mescit hepsini almadı. Bunun üzerine bu

namazı (teravihi) onlarla kılmadı. Sabah namazına
geldi.
Sabah namazını kıldıktan sora ashaba döndü,
şöyle buyurdu:
– Bu (teravih namazı ile ilgili) durumumuz, gizli bir
şey değildir. Ancak korkum onun farz olmasıdır. Farz
olursa yapamazsınız.”
Âişe (r.anhâ) anlattı:
– Ashab ramazan geceleri kılınan namaza (teravih
namazına) rağbet gösterdi. Onlara bu namaz
emredilmediği halde onlar bu namazı Resulullah’a
uyarak kılmak istediler.
Resulullah (s.a.v.)’in vefâtında durum böyle idi.
Ebû Bekir (r.a.)’ın halifeliği döneminde de durum
öyle kaldı. Ömer (r.a.) halife olunca cemaati topladı,
Ubey b. Kâ’ab’e teravih namazını cemaatle kıldırttı.
Hz. Ali anlatır:
Ömer b. Hattab, bu teravih namazını benden
duyduğu bir hadîse dayanarak, böyle cemaatle
kıldırdı. Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu
duymuştum:
“Allahü Teâlâ’nın Arş çevresinde bir yeri vardır. Oranın adı, Hazret-i Kuds’tür. Orası nurdandır. Onlar, bir
an bile boş durmadan Aziz ve Celil olan Allah’a ibâdet
ederler. Ramazan geceleri olunca Rablerinden izin
isterler, yeryüzüne iner, âdemoğulları ile namaz

kılarlar. Kim onlara dokunsa, ebedî saâdet bulur,
yolunu şaşırmaz.”
Hz. Ali devam ediyor:
“Hz. Ömer bunu benden duyunca şöyle dedi:
– Bu işe biz en çok lâyık olanız.
Ve sonra da halkı teravih namazı için topladı.”
Hz. Ali (r.a.) ramazan gecelerinden birinde dışarı
çıktı. Mescitlerde, hafızların okuduğu Kur’ân’ı ve
oralarda yanan kandilleri gördü, şöyle dedi:
“ Allah, Ömer’in kabrini nurlandırsın. Nasıl ki, o da
mescidlerimizi nurlandırdı.”
Hz. Osman (r.a.)’ın da aynı şekilde söylediği rivâyet
edilmiştir. Allah hepsinden râzı olsun…

KADİR GECESİ
Kuran’da özel bir suresi yer alan Kadir Gecesi,
bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Bu gece Kuran-ı
Kerim gecesidir. Bol bol Kuran okuyup, dua edip,
tövbe etmemiz lazımdır.
Bu gece Kadir Gecesi. Kadir Gecesi hakkında
Kuran-ı Kerim’de özel bir sure yer alır. Bu gecenin
faziletini belirten bu surede Kadir Gecesi’nin bin
aydan hayırlı olduğu belirtilir.
Kuran-ı Kerim bu gece Hz. Peygamber’e (s.a.v.)
inmeye başlamıştır. Bu gecede Cebrail ve görevli
melekler (ki sayısını ancak Rabbimiz bilir) ard arda
inerler. Onların görevi kendilerine verilen özel işleri
yapmaktır. Ve o gece sabaha kadar tam bir manevi
esenlik ve güvenliktir. Bu geceye Kadir Gecesi
denmesinin bir çok sebebi vardır.
Bunlardan birisi, Kadir Gecesi’nin kadir ve
kıymetinin haylice yüksek olması anlamındadır.
Diğeri de, bu gece inen meleklerin sayısından ötürü
yeryüzünde darlığın oluşmasıdır. “Kadir”in bir anlamı
da “darlık” demektir.
Kadir Gecesi’nin 27. gece olduğu konusunda birçok
İslam alimi söz birliği etmiştir. 23. gece olduğunu
söyleyenler de vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu
aydaki son on geceye işaret etmiş ve;
“Kadir Gecesi’ni ramazan ayının son on gününün

tekli gecelerinde arayınız” buyurmuşlardır.
Peygamberimiz (s.a.v.) ramazanın son on gününü
dolu dolu geçirirdi.
Ashap, aralarında konuşuyorlardı. Resulullah
(s.a.v.) yanlarına geldi ve şöyle buyurdu:
“Ben geldim. Size kadir gecesini bildirmek istiyorum.
Onun hakkında bilmeden konuşacağınızdan
korkmuştum. Onu ramazanın son on gününde
arayınız. Kalan dokuzda, yedide, beşte, üçte, bir
de son gecede. O gecenin alâmetleri şunlardır:
Aydınlık, rahat bir gecedir. Ne sıcaktır ne de soğuk. O
gecenin sabahında güneş parlak doğmaz. Bir kimse
inanarak, sorumluluğunu idrak ederek ve sevabını
yalnız Allah’tan umarak o geceyi ihyâ ederse Allahü
Teâlâ, onun geçmiş günahlarını bağışlar.”
* * *
Bir kişi, sevaba ve Resulullah (s.a.v.)’in anlattığı
faziletli hallere kavuşmak isterse, bu mübârek aya
son derece saygı göstermelidir. Ayrıca bu ayda dilini
yalandan, gıybetten ve boş sözlerden korumalı.
Diğer organlarını, hatalardan, yanlış hareketlerden
muhafaza etmeli. Kalbini kıskançlıktan, Müslümanlara düşmanlık duygusu beslemekten alıkoymalıdır.
Bu anlatılanları yaptıktan sonra da yaptığı
ibâdetlerin Allah katında kabul edilip edilmeyeceğini
bilmediği için, kabulü için yalvarmalıdır.

Bazı olgun kimseler, bu konuda şöyle niyazda
bulunmuşlardır:
– İlâhi, sen dünyada musibete uğrayanlara ecir vaat
ettin. Onlara sevap için kefil oldun. Bu orucumuzu
geri çevirirsen, bari bizi açlığa ve susuzluğa karşı
sabır ecrinden mahrum bırakma…

KADR SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. Sûre, Kadir
gecesini anlattığı için bu adı almıştır.
Kadr, azamet ve şeref demektir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
1. “Doğrusu, Biz, onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde
indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?
3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin
izniyle her türlü iş için inerler.
5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir
esenliktir.”

Kadir gecesi;
– Kur’an-ı Kerim’in bu gecede inmesi,
– Bu gecenin bin aydan (83 sene, 4 ay) daha hayırlı
olması,
– Allah’ın ezelde takdir ettiği şeylerden bir yıllık
olayların ana kitaptan alınarak görevli meleklere
bildirildiği gece olması, sebebiyle üstün bir değer
taşımaktadır.
Cebrail (a.s.)’in diğer meleklerle bu gece yeryüzüne
inerek Allah’a ibadet eden kulları selâmlamaları ve
bu gecenin tan yeri ağarana kadar selâm ve esenlik
olması da ilâhî rahmetin çok güzel bir tecellisidir.
Bin aydan daha hayırlı olduğu açıkça bildirilen bu
gece bizim için Allah’ın büyük bir lütfudur.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Kim ki faziletine inanarak ve mükâfatını Allah’tan
bekleyerek Kadir gecesini ibadetle geçirirse geçmiş
günahları bağışlanır.”
Peygamberimiz, Ramazanın son on gününde, her
zamankinden daha fazla ibadet eder, aile fertlerini
de ibadet için uyandırırdı.
Hiç şüphesiz Kadir gecesine yetişmek mü’minler
için büyük bir mutluluk olduğu gibi, en iyi şekilde
değerlendirilmesi gereken bir fırsattır.
Bu geceyi, namaz kılmak, Kur’an okumak, dua
etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak suretiyle ihya
etmeliyiz. Namaz borcu olanların hiç olmazsa bir gün
bir gecelik kaza namazı kılmaları, böyle bir borcu
olmayanların ise nafile namaz kılmaları uygun olur.
Peygamberimiz Kur’an okuyanlara bu Yüce
Kitab’ın şefaat edeceğini şu sözleri ile bildirmiştir.
“Kur’an okuyunuz, zira O, kıyamet gününde
sahibine (okuyana) şefaatçı olarak gelir.” 50
Bu sebeple, Kur’an-ı Kerimin yeryüzüne inmeye
başladığı bu mübarek gecede, Kur’an okumanın
ayrı bir değeri vardır.
Peygamberimizin saygıdeğer eşi Hz. Aişe (r.a.)
diyor ki:
“Peygamberimize:
– Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam
nasıl dua edeyim” diye sordum.
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam
“Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu
annî (Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin,
beni de affeyle) dersin’ buyurdu“

“ON GÜNLER”İN FAZİLETİ
Fecr suresinde, (Fecre, on geceye yemin olsun)
buyuruluyor. On gece Zilhicce ayının on gecesidir.
(Beydavi, Celaleyn)
İbni Abbas hazretlerine göre on geceden murat,
Zilhiccenin ilk on gecesidir. O günler hac amelleriyle
iştigal günleridir. (Hazin)
İki hadis-i şerif meali şöyledir:
“Fecr suresindeki on gün, kurban ayının ilk on
günüdür.” [Hâkim]
“Allah indinde zilhiccenin ilk on günündeki
amellerden daha kıymetlisi yoktur.” [Tirmizi]
On geceden murat, Ramazanın son on gecesi
veya Muharremin ilk on günüdür. (Medarik)
İbn Abbâs (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu rivâyet etti:
“Hiçbir iyilik, bugünlerde yapılan iyilik kadar
Allah’a sevimli gelmez.” (Hacc zamanındaki günler
kasdediliyor).
Dediler ki:
– Cihat da mı, yâ Resulullah? Şöyle buyurdu:
– “Evet cihat da. Ancak kendi ve malı ile cihada

gidip geri gelmeyen kimse hariç. O kimsenin sevabı
daha fazladır.”
Câbir b. Abdullah’tan naklen Resulullah (s.a.v.)’in
şöyle buyurduğu rivâyet edildi:
“Bu on günlerden başka Allah katında daha sevimli
ve daha faziletli bir şey yoktur.”
Sordular:
– Onun benzeri de mi yoktur? Şöyle buyurdu:
– Onun benzeri de yoktur. Ancak bir kimse, bütün
varlığını Allah için harcar canını da verir, kanını da
Allah yolunda akıtırsa o başka.

Hz. Âişe (r.anhâ)’dan ulaşan bir rivâyet şöyle:
“Bir genç vardı. Çalgıcılık ederdi. Ama zilhicce
ayının hilâlini gördüğü akşamın gündüzünden
itibaren oruç tutardı. Onun bu hali Resulullah
(s.a.v.)’e anlatılınca onu çağırdı ve sordu:
– Sana bugünlerde böyle bir orucu tutturan nedir?
– Anam babam sana fedâ olsun yâ Resulullah!
Bugünler, hac âdetlerinin başladığı günlerdir.
Bugünler hac günleridir. Umarım ki, Allahü Teâlâ
onların duâsına beni de katar.
Bunu dinledikten sonra Resulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
“Bugünlerde tuttuğun orucun her günü, yüz köle

azat etmeye, yüz deve kurbanına, Allah yolunda
cihat için binilen yüz ata bedeldir.
Terviye günü orucu ise, senin için bin köle azat
etmeye, bin deve kurban kesmeye, üzerine binip
cihat edilen bin ata bedeldir.
Arefe gününün orucu ise, iki bin köle azat etmeye,
iki bin deve kurban kesmeye ve üzerine binip Allah
yolunda cihada gidilen iki bin ata bedeldir.
Bu oruç, iki sene evvelinin ve iki sene sonrasının
orucuna bedeldir.”
Bir başka rivâyette Resulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:

“Arefe gününün orucu, iki senelik oruca bedeldir.
Aşura gününün orucu ise bir senelik oruca bedeldir.”
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
“Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on daha
ekledik. Böylece Rabbinin tâyin ettiği vakit, kırk gece
olarak tamamlandı…” (A’raf sûresi, âyet: 142)
Müfessirler, burada geçen “On”u, Zilhiccenin ilk on
günüdür, diye açıklamışlardır.
Sonra şunu ilave etmişlerdir:
Onunla konuşmasını Allah on günlerde yapmıştır.
Onu, bu on günlerde, zatına yakın kılmıştır. Ayrıca
on emri ihtiva eden levhaları da Hz. Musa’ya bu on
günlerde vermiştir.
Ebû Derdâ (r.a.) şöyle buyuruyor:
Bu on günlere dikkat etmelisiniz. Onlarda oruç
tutmalı, duâyı artırmalı ve çokça istiğfar etmelisiniz.
Bol bol da sadaka vermelisiniz.
Ben, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu duydum:
“On günlerin hayrından mahrum olana
yazıklar olsun. Özellikle dokuzuncu günü oruçla
geçirmelisiniz. Onda o kadar çok iyilik vardır ki,
saymakla bitirilemez.”

Mücâhid, İbn Ömer’den naklen, Resulullah (s.a.v.)
şöyle buyurdu:
“Allah katında, bu on günlerden başka bir gün yoktur
ki, onda işlenen iyilik, bugünlerde işlenen amelden,
Allah katında daha sevimli, sevap yönünden daha
büyük olsun. Bu on günlerde tekbiri, hamdi ve tehlili
artırınız.”
Nafi, İbn Ömer (r.a.)’den anlatırken buyuruyor ki:
O, on günlerin hepsinde yatarken ve otururken hep
tekbir getirirdi.
Ata b. Ebî Rebah, on günlerde yolda olsun, çarşıda
olsun tekbir getirirdi.

Cerir b.Yezîd, Ebû Ziyad’ın şöyle dediğini nakleder:
Saîd b. Cübeyr, Abdurrahman b. Leylâ ve
gördüğümüz diğer İslâm fakihleri, bayram ve teşrik
günlerinde şöyle tekbir getirirlerdi:
Allâhü Ekber, Allâhü Ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü
Ekber, Allâhü Ekber ve lillâhil hamd.
(Mânâsı şudur: Allah en büyük, Allah en büyük,
Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah en büyük, Allah en
büyük. Hamd Al-lah’a mahsustur.)
Cafer b. Süleyman buyuruyor ki:
Sabit Benanî’yi şöyle gördüm. “On günlerde
konuşmayı (zikir meclislerinde) bırakır, “Allâhü Ekber,

Allâhü Ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü
ekber ve lillâhil hamd” diye zikreder ve “Bugünler
zikir günleridir” derdi. Diğer bü-yük zâtlar da böyle
yaparlardı.”
Cafer buyuruyor ki:
“Mâlik b. Dinar’ın da böyle yaptığını gördüm.”
Muğire b. Şu’be, Ebû Ma’şer’in şöyle dediğini
nakleder:
“Nehaî’ye bu on günlerde, yolda giderken açıktan
tekbir getirme durumunu sordum, şöyle dedi:
– Ancak kibirli olanlar böyle yaparlar.
Aynı şeyi Mücâhid’e sordum, o da aynı şekilde
anlattı.

Bugünlerdeki tekbir insan içinden okursa daha
iyi olur. Ancak bir kimse açıktan tekbir alır, bununla
da dinî usûllerin açıktan bilinmesini isterse, yani
insanlara bu durumu hatırlatmak için yaparsa bir
mahzuru yoktur.
Abdullah b. Mes’ud (r.a.), Resulullah (s.a.v.)’in
şöyle buyurduğunu rivâyet ediyor:
“Allahü Teâlâ günlerden dördünü seçti. Aylardan
dördünü seçti. Kadınlardan dördünü seçti. Dört
kimse var ki, cennete ilk önce girerler. Dört kimse de
var ki, cennet onlara aşıktır.
Allah’ın seçtiği dört gün şunlardır:
1. Cuma günü.
Bugünde, öyle bir saat vardır ki bir mü’min o saatte
din için, dünya için ne isterse Allah onu verir.
2. Arefe günü.

Allahü Teâlâ, Arafat’taki kullarını överek şöyle
buyurdu:
– Ey meleklerim! Kullarıma bakın. Saçı başı dağınık,
toza toprağa bulanık nasıl geldiler. Mallarını sadaka
olarak dağıttılar. Bedenlerini zahmete soktular. Şahit
olunuz; ben onları bağışladım.
3. Kurban günü.
Kurban günü olduğu ve kul kurbanını kestiği, ilk
kan damladığı zaman, kulun işlediği bütün günahlara
keffâret olur.
4. Ramazan bayramı günü.
Kullar, ramazan orucunu tutup ecirlerini almak için
bayrama çıktıkları zaman Allahü Teâlâ meleklere
şöyle buyurur:
“Sizi şahit tutuyorum. Ben onları bağışladım.”
Ve şöyle bir ilân yapılır:
– Ey Muhammed ümmeti! Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak dönünüz.”
Allah’ın sevdiği dört ay şunlardır:
Receb, zilkade, zilhicce, muharrem.
Allah’ın seçip üstün kıldığı dört kadın şunlardır:
İmran’ın kızı Meryem, Hatice bint Huveylid (ki bu
âlem-deki kadınların Allah’a ve Resûlü’ne îmânda
birinci gelenidir), Asiye bint Müzahim (bu Firavun’un

hanımı idi) ve cennet ehlinin hanımefendisi Fâtıma
bint Muhammed (s.a.v.).
Cennete ilk girecekler her milletten bir tane olmak
üzere dört kişidir:
Araplardan: Hz. Muhammed (s.a.v.).
Farslardan: Selman Fârisî (r.a.).
Rumlardan: Suheyb-i Rumî (r.a.).
Habeşlilerden: Bilâl-i Habeşî (r.a.).
Cennet şunlara aşıktır:
Ali b. Ebî Talib (r.a.).
Selman-ı Fârisî (r.a.).

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.