Bayram Fm

Tesettür ( Müslüman Kadının El Kitabı )

Tesettür ( Müslüman Kadının El Kitabı )
56 views
25 Haziran 2020 - 15:55

Tesettür ( Müslüman Kadının El Kitabı )

Müslüman kadın, elbiselerinin ince, dar ve
şeffaf olmamasına son derece dikkat etmelidir.
Giyilen elbise geniş olmalı ve bedeni dışardan
görünmeyecek şekilde kalın olmalıdır. İslâm’da
kadının tesettüre riayet etmesinin fitne ve fesada
uğramaması gayesine matuf olduğu bilinmektedir.
Fitneye mani olmak ise ancak giyilen elbiselerin
bol, kalın, bedenin rengini ve hacmini belli
etmeyen elbiseler giymekle mümkün olur.

Çünkü dar elbiseler bedeni örterse de uzuvların
hacminin dışardan belli olmasına mani olamaz.
Dışardan bakan kimse beden ve uzuvların
hacmini, incelik kalınlığını görebilir. Böyle giyinen
kadınlar, nefsine düşkün erkekler tarafından
görüldükleri zaman onların göz ve hayalinde
müşahhas bir hal alacaklarından bu durum
fitneye ve fesada sebep olur. Kadının geniş
elbise giymesi bu bakımdan elzemdir.
Zeyd oğlu Üsame anlatıyor ki:
Resûlullah kendisine Dıhyetül Kelbi (r.a)’nın gönderdiği, «Kutbi» adı verilen ince ve dar bir elbiseyi
bana hediye olarak vermişti. Bana verdiği
elbiseyi zevceme giydirmiştim. Resûlullah daha
sonra beni görünce o elbiseyi niçin giymediğimi
sordu. Ben de zevceme giydirdiğimi söyledim.
Resûlullah bunun üzerine şöyle buyurdu:
– Hemen git (söyle) o elbisenin altına gömlek
giysin. Zira yalnız onu giyerse bedenin hacminin
belireceğinden ve kemiklerinin dışarıya
çıkacağından korkuyorum.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
«Cehennem ehlinden iki sınıf insan vardır ki,
yüzlerini görmeyeceğim:
1- Zalim hüküm sahiplerine işaret ederek ellerindeki sığır kuyruğu gibi kamçılarla insanları
dövenler.
2- Bir kısım kadınlardır ki, onlar giyinik fakat
çıplaktırlar. Sallanarak yürürler ve başları deve
hörgücü gibidir.
“Onlar cennete giremeyecekleri gibi kokusunu
da alamayacaklardır. Halbuki cennetin kokusu
çok uzak mesafelerden alınır.”
Zikrolunduğu gibi bu kadınlar giyiniktirler, zira
üzerlerinde elbise vardır. Zamanımızın kadınlarının
çoğunda olduğu gibi elbiseleri ince ve şeffaf
olduğu için bedenlerini olduğu gibi gösteriyor
ve tesettür görevini ifa edemiyor. Şu halde,
zamanımızda birçok müteassıp dindarların İslâm
kıyafet nazarıyla baktıkları ve maalesef çoğu din
görevlilerinin tatbik ettikten ve çoluk çocuklarına
giydirdikleri siyah ve buna benzer kalın çoraplar
şekil ve hacim gösterdiklerinden ‘İslâmî tesettüre
uygun kıyafet olarak kabul edilemezler.
Hz. Aişe (r.a.) dışarı çıktığında elbisesinin üzerine
mutlaka cilbab adi verilen çarşaf veya buna
benzer bir örtü atardı.
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
«(Ümmetimin son zamanlarında) açık ve
çıplak kadınlar olacaktır. Onlar cehennem
ehlindendirler. Onların başlarındaki saçlarının
kıvrımları deve hörgücü gibi olacaktır. Onları
lanetleyin, zira onlar lanetlenmişlerdir.»
İbni Abdulber rivayet ediyor ki: «Resûlullah ince
elbise giyerek vücutlarını tamamen örtmeyen
kadınların çıplak olduklarını buyurdu.
Ümnıü Alkame anlatıyor ki:
Ebû Bekir’in torunu (Abdurrahman’ın kızı) Hafsa
Hz. Aişe’nin yanına üzerinde ince bir örtü olduğu
ve bununla alnını sarmış olduğu halde girdi.
Onun bu halini gören Hz. Aişe kızarak:
– Sen Allah’ın Nur süresindeki vahyini okumadın
mı? dedi, ve bir baş örtüsü istiyerek Hz. Hafsa’nm
başıın örttü.

Urve oğlu Hişam anlatıyor ki:
Irak’tan dönen Zübeyr oğlu Münzir dönüşünde
Ebû Bekir’in kızı Esma’ya mürevi ve Kühi adında
bir elbise gönderdi.
Hz. Esma o çok güzel elbiseye hafifçe dokundu
ve:
– Bunu geri götürün ve ona verin, dedi. Buna
kırılan Münzir Esma’ya:
– Anneciğim, o ince değil niçin geri çeviriyorsun?
dedi. Hz. Esma da şöyle cevap yerdi:
– Evet. Ama vücut hatlarını belli eder. Ebû
Seleme oğlu Abdullah anlatıyor ki:
Hz. Ömer halkı Kubat denilen elbiseyi giymekle
emretti. Sonra da sakın onları karılarınıza
giydirmeyin, dedi.
Adamın biri:
– Ya Emirel Mü’minin karım onu evde giyerken
gördüm. Bedeni gösterecek şekilde şeffaf
değildi, dedi.
Hz. Ömer dedi ki:

– Şeffaf olmasa bile bedenin hatlarını belli eder.
Beni Temim’den bir gurup kadın üzerlerinde ince
elbiseler giyerek Hz. Aişe’nin huzuruna girdiler. Hz.
Aişe onlara hitaben şöyle dedi:
– Siz mü’min kadınlar değil misiniz? Halbuki bu
elbiseler mümin kadınların elbiseleri değildir,
Bir düğünde başlarına ince ve şeffaf örtüler
alan bir gurub kadın Hz. Aişe’nin yanına girdiler.
Hz. Aişe onlara hitaben:
Sizler Nur suresine inanmıyor musunuz yoksa?
İnanan bir kadın böyle elbise giyebilir mi? dedi.
Bu rivayetlerden anlaşılacağı üzere şeffaf, ince
vücudun hatlarını bildiren elbiselerin giyilmesi
caiz değildir.
Hz. Aişe, kimar’ın, saçı ve teni örten başörtüsü
olduğunu söylüyor.
Şameyse anlatıyor ki:
«Hz. Aişe’nin yanına gittiğimde onun bedenini
ipek karışımı bir cübbe ile güzelce örtmüş
olduğunu gördüm. Başına da bir başörtüsü ve
peçe almıştı ki, usfûr rengindeydi.»

Bu sebepledir ki, İslâm âlimleri kadınların bedenlerini ve başlarındaki saçları belli etmeyecek
şekilde bir kıyafet ve örtünmeyi şart koşmuşlardı.
Tesettüre riayet bütün bedenin örtülmesiyle olur.
Yoksa bedenin bir bölümünü açık bırakmak
suretiyle yapılan bir tesettür caiz olmaz. İbni
Hacer el-Heytemi «Zevâcir» adlı önemli eserinde
bu konuya hususi bir bölüm ayırmış ve kadınların
vücut hatlarını belli eden elbiseler giymelerinin
büyük günahlardan olduğunu zikretmiştir.
Nihayetinde «Bu çeşit kıyafetlerin büyük günah
ve azaba vesile olduğu açıktır. Bu hususta başka
herhangi bir izaha tesadüf etmedim» diyor.
İslâm dini, gerek kadın ve gerekse erkeklerin
içinde mahremi olmayanların şehveti
kamçılayacak şekilde açık bir kıyafetle
durmalarını, bakışmalarını, dokunmalarını, bir
arada durmalarını yasaklamıştır. Zira göz, kulak,
el gibi uzuvlar kalbe giden bir yol ve pencere
gibidirler. Onlar haramlardan sakındırılmazsa
kalbe devamlı olarak fitne verir ve meşgul
ederler. Tahrik olunan nefsin azgınlaşmasına
sebep olurlar.

Azgınlaşan nefsin sahibini tehlikeye
sürükleyeceği şüphesizdir. Bu sebepledir ki, Allah
kullarının kalplerini rahata erdirmek, başkalarına
hasım olmaktan sakındırmak, kadını kocasına
bağlamak suretiyle aralarında devamlı bir sevgi
tesis etmek, âhiret gününde ise cehennem
ateşinden muhafaza etmek ve cennetin sonsuz
saadetine ermeyi temin etmek için Müslüman
erkek ve kadınlara gözlerini haramdan korumaları
ve dinin emrettiği şekilde örtünmeleri için emirler
vermiştir.
Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki:
«Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve
mü’minlerin kadınlarına (kendilerini baştan aşağı
örten elbiselerinizden giyip örtünmelerini söyle.
Bu onların tanınıp eziyet edilmemelerine
daha uygundur. Allah çok bağışlayıcıdır. Çok
merhamet edicidir. (Ahzab sûresi, âyet: 59)
Allah, bu âyetle iffetli kadınların örtünmek
suretiyle aşağılık kimselerin kendi haklarındaki
kötü zanlarından ve saldırılarından korunmakla
kalplerinin rahat olacağını açıklıyor. Çünkü kadın
örtüsüne bürünmeden dışarı çıkacak olursa

ahlâksızlar onu açık bir kıyafetle görür ve ona
sahip olmak isterler. Onu ahlâksız kadın zanneder
ve onun ardına düşerler ve rahatsız ederler. Bu
hâl daha sonra fitneye ve karı koca arasında
huzursuzluğa yol açar. Cenâb-ı Hakk bu sebeple
Kur’ân’da kadınların örtünmelerini emretmiştir.
Özellikle zamanımızda kapanmadıkları için
veya kapatılmadıkları için huzursuz olanların
sayılan çoktur. Bundan anlaşılıyor ki, kadınların
örtünmelerinde bir hikmet vardır ki, o da
insanların kalplerinin rahatını teminle başkalarına
hasım olmaktan uzak tutup fitneye meydan vermemek, kadını kocasına bağlamak suretiyle
sevginin ve mizaç bakımından uygunluğun
devamını sağlamak ve kadıını ahlâksızların
saldırılarından kurtarmak aile müessesesini
düzene sokmak insan neslinin bozulmasına
mani olmak, çocukların terbiyesine ve dünyanın
imarına içerden ve dışarıdan kadın erkek birlikte
çalışmaktır.
Ümmü Seleme rivayet ediyor ki:
“Elbiselerini örtsünler» âyeti vasıl olduğu zaman
Ensar ve Muhacir’in kadınları Allah’ın emrine

tabi olarak derhal örtündüler. Bir ihtiyaç halinde
evlerinden çıkacak olsalar güzelce giyinir, kapanır
ve ondan sonra çıkarlardı.”
Hz. Aişe anlatıyor ki:
«Allah’a yemin ederim ki, Kur’anı tasdik ve
Allah’ın indirdiklerine iman bakımından Ensar
kadınlarından daha üstününü görmedim. Nur
süresindeki örtünme ayetini duyan erkekler gittiler
bu ayeti hanımlarına, kızlarına, kız kardeşlerine
ve diğer yakınlarına bildirdiler. Ondan sonra
Ensar’ın bütün kadınları Allah’ın Kuran’da bildirdiği
emirlere uydu, yün ya da pamuktan yapılan
örtülere sarındı ve sabah namazında bu halleriyle
Resûlullah’ın arkasında namaza durdular. Adeta
her birinin başında bir karga vardı.»
Hz. Aişei’nin diğer bir ifadesi de şöyledir.
«Allah Muhacirlerin ilk büyük kadınlarına selâmet
versin. Tesettürü emreden ayet nazil olduğu
zaman kalın örtüleri vardı Ve içine hüründüler.»
Kadınların örtünmeleri hususu ayetle sabit ve
kesin emir olduğundan Ashâb bunda ittifak
ettiler. Fakat kıyafetin nasıl olacağı hususunda

ihtilâfa düştüler. Zikredilen ayetle geçen cilbâb
kelimesinin manasıyla ilgili olarak Elmalı tefsirinde:
«Baştan aşağıya örten çarşaf, ferace, manto,
eşarp» denilmiştir.
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
«… Buluğ çağına erdikten sonra her kadının yüz
ve ellerinden başka bir yerinin görülmesi helâl
değildir.»
Bu hadise göre giyilen elbise bedenin azalarını
belli etmemeli, ince ve dar olmamalıdır. Böyle
olursa kendini erkeklere arz eden kadınlardan
olacağından onlara lanet olunmuştur.
Kadının elbisesi kısa da olmamalı yerlerde
sürünecek şekilde uzun da olmamalıdır.
Elbisenin Biçimi Nasıl Olmalıdır?
Yukarda izah edilen şartlara riayet etmek şartıyla
İslâm elbisenin şeklini kadının zevkine bırakmıştır.
Cilbabda iki şekil söz konusudur. Cilbabın biriyle
bütün bedeni iyice örtmek, diğeri de cilbabın bir
tarafıyla başını örtmek demektir.
Kadınların yüzlerini örtmeleri de iki şekilde olur.

İlkinde başını kaşlarına kadar örttükten sonra
büküp yüzü örtmek ve sadece gözlerin tekini
açıkta bırakmak. Diğeri de alının üzerine sıkı sıkıya
sardıktan sonra burnunun üzerinden dolamak
suretiyle örtmek, bu durumda iki göz de açıkta
kalsa bile yüzün büyük kısmı ve göğsün tamamı
örtülmüş olur.
Kur’an ile bildirildiğine göre kadınların gösterilmesine müsaade edilen yerlerinin sadece gözleri
olduğu içtihadına varan Hz. Aişe diyor ki:
Ecnebi kadınlara bakmanın yasaklanması fitne
doğuracağı korkusundandır. Esasen kadınların
bütün güzellikleri yüzlerinde bulunduğundan bir
kadının yüzüne bakmaktan doğacak fitne diğer
azalarına bakmaktan doğacak fitneden daha
fazladır. Bu sebeple bedenin örtülmesi icap
ediyorsa da, gözlerin örtülmesi kadınların yolda
yürümelerinde zorluk çıkaracağından gözlerini
açıkta bırakmalarına izin verilmiştir. Bu da zaruret
icabıdır ve sadece göze aittir.» Bundan anlıyoruz
ki, Hz. Aişe’nin nazarında şer’i yönden kadınların
gözlerinden başka hiç bir uzuvlarını açmalarına
müsaade edilmemiştir. İmam Şafiî tesettür
hususunda Hz. Aişe’nin sözlerini esas almıştır.

Şafiî’ye göre; kadının yüzünün tamamıyla iç
ve dış bileklerine kadar elleri avrettir. Zikredilen
uzuvların Ecnebi erkeklerden gizlenmesi vacibtir.
Bu uzuvlar namaz kılarken avret sayılmaz ve bu
kadarcık kısmının açılmasıyla namaz bozulmaz.»
Muhammed b. Şirin diyor ki:
«Bu Ahzab suresi 59. ayetin tefsiri hususunda
Ubeyd el-Selemi’den sorduğumda, yüzünü
başını örtüp tek gözünü dışarıda bırakarak «işte
böyledir» dedi.
Yüzünün örtülmesi hususunda Hz. Şafiî’nin sözleri
azimet, Hanefi Hazretlerinin sözü ise ruhsattır.
Kadınların yüzlerini örtmelerinde üçüncü bir yol
var ki o da Hz. Ali ve Hz. Abbas’ın görüşlerine göre
açılmasına ruhsat verilen uzuvlar, eller ve yüzdür.
Hanefi mezhebi de bunu esas almıştır.
İmam-ı Azam namazda olsun, nazarda olsun
eller ve yüz ile bir rivayete göre ayakların avret
olmadığını bildirmiştir. Bu hal haram olmadığı
gibi, mahrem olmayan kadınların boğaz
kısımlarına şehvetsiz olarak bakmak ta haram
değildir. Eğer şehvet muhakkak muhtemel olursa

kadınların gösterilmesine izin verilen uzuvlarına
bakmak dahi haramdır. Çünkü «gözler, zina
eder» hadisine göre bu da bir çeşit zina olur.
Bu hususta Fukahâ-i Kiram Hazretlerinin görüşü
şöyledir: «Kadınların, çenenin üst kısmından
başlayıp alnına kadar olan kısım ve gözleri hariç
olmak üzere, kulakları, saçları, boyun, gerdan ve
göğüsleri, kollarının bilekten yukarıya bakan kısmı,
ayak topuklarından yukarıya incik ve bacaklarıyla
diğer uzuvlarının tamamı avrettir.
Hatta kadınların normal şekilde olan seslerinin dı-
şındaki yani nağme halindeki sesleri de avrettir. Bir
kadının bu uzuvlarından herhangi birini mahremi
olmayan erkeklere göstermesi haramdır.»
Resûlullah kendi yüz ve ellerini işaret ederek Hz.
Esma’ya hitaben şöyle buyurdu:
– Ya Esma, buluğ çağına eren bir kadın ancak
buralarını gösterebilir.
Herhangi bir işin yapılması esnasında veya
tutulması gereken bir eşyayı tutarken veya örtüyü
örterken elin açılması şüphesizdir ki bu durumlarda
elin açılmasına ruhsat vardır. Ayrıca ru’yet ve

teneffüs hasebi ile ve birde mahkemede şahitlik
yaparken yüzün açılmasında zaruret vardır.
Zaruretlere göre bu uzuvların açılmasında zarar
yoktur, ancak bundan fazlasının açılması da
görülmesi de haramdır ve örtülmesi gereklidir.
Bedâyi ve Kifâye’de bildirildiğine göre ihtiyaç
ve zaruret halinde kadınların yüzleri ve elleri avret
olmaktan çıkarılmıştır. Çünkü kadın kocasının
hizmetlerini görürken bu uzuvlarını açmak
zorunda kalıyor. Kadınların el ve yüzlerini açmaları
bu sebeple helâl kılınmıştır.
Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki:
«Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek
şekilde) yakalarının üzerine koysunlar.» (Nur Sûresi,
âyet: 30)
Müfessirlerin anlattıklarına göre Cahiliye devrinde
kadınlar başlarını tamamen açıp başörtüsü
kullanmıyor değillerdi.
Ancak ya enselerine bağlıyor veya arkalarına
bırakıyor, böylece de yakaları ön taraftan açılıyor,
gerdan ve gerdanlıkları ortaya çıkıyor ve taktıkları
ziynetler başkaları tarafından görülebiliyordu.

Son asırda görülen sosyetik ve açık saçıklığın
cahiliye âdetleri arasında olduğu böylece
anlaşılıyor. İslâm örtünmeyi farz kılmış ve örtüleri
yakaların üzerine doğru indirmeyi emretmiştir.
Bu emir, ev dahilinde veya haricinde olması
gerektiği hususunda bir ayrım yapılmamış ve bir
sınır konulmamıştır.
Kadın Süs Eşyalarını Gizlemelidir
Kadın takması helâl olan zinet ve süs eşyalarını
evinde kocasına karşı takınmak ve evden dışarı
çıktığında yabancı erkeklere göstermemelidir.
Kadınlar içinde ziynetini açmasında her ne kadar
bir sakınca yoksa da hu hal bazı zararlı neticeler
doğurabilir. Çünkü onları gören fakir kadınlar
kocalarına giderek aynı şeyleri kendilerine almalarını isteyebilirler ki bu halde ailevi geçimsizliklere
sebep olabilir, öyle olmasa bile,
– Allah onlara veriyor da, bize vermiyor, diyerek
Allah’a isyan edebilir ve günahkâr olabilir. Yahutta
hırsızlıklara sebep olur. Bu sebepledir ki kadınlar
ziynetlerini mümkün mertebe kadınlardan da
gizlemelidirler.
Ulu Allah (c.c) buyuruyor ki:

«Zinetlerini (elbise, yüzük, küpe, gerdanlık,
taç, bilezik v.s.) açmasınlar. Ancak bunlardan
görünmesi zarurî olanlar müstesnadır. (Nur Sûresi,
âyet: 31)
Parmaktaki yüzüğün bazı durumlarda açılarak
görülmesi zarurettir. Âyetteki ziynetin mahiyeti
hususunda ulema ihtilafa düşmüşlerdir.
Bu ziynetten murat acaba esas yaradılışta olan
güzellik midir?
Yoksa elbise, kına, tüzük, küpe, taç, bilezik ve
buna benzer şeyler midir? İhtilâf edilen husus da
zaten budur.
Fahri Razi’nin açıklamasına göre ayet her iki
ziyneti de içine alıyor. Çünkü süs, kadının güzelliğini
gösteren ve yabancı erkeklerin rağbetini
celbedecek şey olduğundan bu yaradılışında
da olabilir, sonradan da olabilir.
Her ikisi de süslenmeye dâhil olduğundan
kadınların gerek süs ve gerekse güzelliklerini
göstermeleri yasaklanmıştır. El, ayak ve yüz gibi
uzuvlar bu yasaklamanın dışındadır.
Çünkü kadının gerek çalıştığı sırada ve

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.