Bayram Fm

Neden Besmele ? ( Besmele’nin Sırları )

Neden Besmele ? ( Besmele’nin Sırları )
111 views
25 Haziran 2020 - 14:29

Neden Besmele ? ( Besmele’nin Sırları )

Esbab-ı zahiriye eliyle gelen nimetleri o esbap hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi de-
ğilse (meselâ hayvan ve ağaç gibi), doğrudan doğruya
o nimeti Cenab-ı Hak hesabına verir. Madem o lisan-ı
hal ile Bismillah der, sana verir. Sen de Allah hesabına
olarak Bismillah de, al.
Eğer o sebep ihtiyar sahibi ise, o Bismillah demeli,
sonra ondan al. Yoksa alma. Çünkü “Ve lâ te’kû/ü
mimma lem yüzkerismullâhi aleyh”(“Üzerine Allah’ın
adı zikredilmeyen şeylerden yemeyin!” En’âm Suresi,
6/121.)
Helaya Girerken
Tuvaletlerin, çöplüklerin, hamamların, kabirlerin, harabelerin cinlerin ve şeytanların meskenleri mahiyetinde çok uğradıkları ve konakladıkları yerlerdir.
“Rasülullah (s.a.v) kazâyı hâcet için helâya girdiği zaman şu duayı okurdu:

“Allahümme inni euzü bike mine’lhubsi ve’l-habais.
(Allahım, pislikten ve (cin ve şeytan gibi) kötü yaratıklardan sana sığınırım.”(Buhâri, Vüdu, 9)
Tekbir, Tesbih, Tahmid
Namaz tesbihatı, camide ve namaz kıldığımız herhangi bir yerde yapılabileceği gibi, yolda-sokakta yürürken,
araç kullanırken; yatakta ve uyumadan önce de yapılabilir. Kuran-ı Kerimde de bu konuya işaretle;
“Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üzere yatarlarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
konusunda düşünürler…” (Al-i İmran, 3/191.) buyurulmaktadır.
Tesbihat, hiçbir vakit terk edilmemeli ve nerede olursa olsun mutlaka yapılmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber, şeytanın namazda kişiye günlük işlerini hatırlatıp
vesvese verdiğini ve namazı alelacele kıldırıp tesbihatı
yaptırmadan işine gücüne daldırdığını veya uyuttuğunu
anlatıyor.
Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la-şerike leh,

Bu da yine, dua makamındaki namaz tesbihatından
birisidir.
Peygamber Efendimiz, Ebu Hureyre (r.a)’den nakledilen hadisi şerifte, şöyle buyurmaktadır:
“Her kim: ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la-şerike leh,
lehü’l mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in
kadir’ duasını, bir günde yüz kere söylerse, kendisine
on köle âzat etmiş gibi sevàp verilir, ayrıca lehine yüz
sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç
gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. “
(Buhâri, Daavât, 54)
Dua Ederken Eûzü Besmele Çekilir Mi ?
Duâya başlarken “eûzü” çekilmesini hükme bağlayan bir kayıt yoktur. Bize emredilen Kur’ân okumaya
başlarken “Eûzü” çekmektir. Ancak, duâya da onunla
başlanmasında bir mahzur olmayacağı kanaatındayım.
Fakat her hayırlı işe besmele ile başlama kâidesinin
umumiliğine, duâ gibi bir hayırlı iş de dâhil olacağı için,
Besmele çekmek sünnettir, diyebiliriz. Usûl ve metoda

gelince, bu mevzûda hülâsa olarak bize tavsiye edilenler şunlardır:
Birincisi: Cenâb-ı Hakk’a, canu gönülden bir iştiyakla hamd ve senâ etmektir. Meselâ, Türkçe ifâdelerle
söyleyecek olursak: “Rabb’im, gökleri ve yeri yaratan
Sensin. Kalbimden geçenleri bilen Sensin. İçime îmân
ve itminânı yerleştiren sensin. Gönlümü arzuyla dolduran ve buna mukâbil Cenneti de şimdiden donatan
Sensin. Bülbülü şakıtan, güle rengini bahşeden yine
Sensin. “İşte böyle umum âlemde cereyan eden tasarrufları sayıp, hepsini Cenâb-ı Hakk’a isnât ettiğini,
tazarru ve niyâz dolu bir üslûpla ifâde etme hamd ve
senâ demektir ki, Allah Râsûlünün duâlarında bunu
açıkça ve tekrarla görmekteyiz.
İkincisi: Efendimize Salâtü selâmda bulunmaktır. Bu
âdeta, bir kapıyı vururken, o kapının önünde duran, o
kapının kilit ve anahtarlarını elinde tutan Zât’a selâm
vermek gibidir. Evet, salât ve selâmın manâsı, Cenâb-ı
Hakk’dan Hz.İbrahim ve onun âline verilenlerin aynen Efendimize de verilmesini talep ve Hz. İbrahim’in
gönüllerde kazandığı saygıya denk, Allah Rasûlü için
de bir saygı atmosferinin tesisini arzu etmektir ki, canu
gönülden istenen böyle bir şey muhakkak surette kabûl
olacaktır. Ve böyle makbûl iki duâ arasında kalan bir

duânın kabûl olması da bir cihette teminat altına alınmış olacaktır.
Üçüncüsü: İstenilen şeylerin muhakkak surette
Cenâbı Hakk tarafından kabul göreceğine, zerre kadâr
tereddüt göstermeden, kıvrana kıvrana ve duânın ayrılmaz bir şartı olan yalvarış, yakarış edâsıyla.. meselâ;
deniz ortasında, bir tahta parçası üzerinde kalmış ve
bütün sebeplerin sukût ettiğini aynel yakîn anlamış bir
insanın teslîmiyeti içinde ve böyle bir ruhla teveccüh
edip Cenâb-ı Hakk’a yönelmektir ki, duânın özü, hayatı da işte bu ihlâs vDuânın kabul edilmediğini dü-
şünmek katiyyen yanlıştır. Duâ, eğer şartlarına uygun
yapılmışsa muhakkak kabûl görür. Ancak kabûl ediliş
keyfiyeti, bizim istediğimizin aynı olmayabilir. Bazan
bizim istediğimiz, bizim için hayırlı olmadığından, bir
rahmet eseri olarak Cenâb-ı Hakk bize, istediğimizi de-
ğil de esas istememiz gerekeni ihsân buyurur. Bazan
da duâmız âhiretimiz hesabına kabul görür. Onun için,
yapılan duâların mutlak surette kabul edileceğini düşü-
nerek duâ etmek çok mühimdir.
Dördüncüsü: Duâyı yine salât ve selâmla bitirmektir.
Duâ hâlisâne bir kulluk ifâdesidir. Yani kul, aczini, fakrını, zaafını ve iktidârsızlığını idrâk ederek; güç, kuvvet,
imkân ve gınâ sahibi Cenâb-ı Hakk’ın kapısına, hiç bir

vâsıta kullanmadan doğrudan doğruya teveccüh edip
matlûbunu ondan istemesi, demektir. Üzerinde ısrarla
durulması gereken önemli bir husus da şudur:
Israr edilirse, bazen duâ ile, âdi sebepler sukût eder
ve Cenâb-ı Hakk duâyı kabûl buyurur. Zira bütün sebepler de O’nun kudret elindedir. O istediği şeye istediği şekilde tasarruf etme gücüne sâhiptir. Yeter ki duâ
bu şuûr içinde yapılsın ve duâ edilmesi câiz olan noktalar dikkate alınsın!…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

%d blogcu bunu beğendi: