Bayram Fm

Kadının Yaratılışı ( Müslüman Kadının El Kitabı )

Kadının Yaratılışı ( Müslüman Kadının El Kitabı )
380 views
25 Haziran 2020 - 15:11

Kadının Yaratılışı ( Müslüman Kadının El Kitabı )

«(Allah,) sizi tek canlıdan yarattı. Sonra da aynı
canlıdan eşini kıldı. Sizin için (deve, sığır, koyun ve
keçiden erkekli dişili olmak üzere) sekiz çift yarattı.
Sizi analarınızın karnında üç çeşit karanlık içinde
yaratılıştan yaratılışa geçirerek yarattı. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Hükümranlık O’nundur.
O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyken nasıl olur da
O’nu bırakıp başkasına yönelirsiniz ?»
(Zümer 39:5)
Kur`an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz.
Adem`dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra
da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem`e
bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle
denilir: Cenab-ı Hak, Havva`yı Hz. Adem`in sol
kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem`i
hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında
Hz. Havva`yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok
sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir
ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Kadının yaratılışını anlatmadan önce, eşeylik
hakikatini anlamak gerekir. Çünkü eşeylik hakikatini anlamak kadının yaratılış meselesinin anlaşılmasını daha kolaylaştıracaktır.
Eşeylik, zevciyat, çift yaratılış, eş anlamlı kelimelerdir. Eşeylik hakikati incelendiğinde ilk görünen
manzara, onun kâinatta temel, genel bir kanun
olduğudur. Bu kanun, atomlarda artı-eksi, canlı-
larda dişi-erkek, dünyada dağ-dere şeklinde gö-
rünmektedir.
Kâinatta birçok kanunlar mevcuttur. Bu kanunların her birisinin ayrı bir maslahatı, ayrı bir ya
rarı vardır. Fizik ve kimya kanunları, kâinatta dü-
zen ve intizam sağlamakla Allah’ın kudretinin
hâkimiyetini ve hiçbir şeyin O’nun koyduğu nizamdan çıkamadığını bildiriyor. Böylece Allah’ın
kudret ve ilmine bir ayna oluyorlar.
Eşeylik kanunu da, düzen, birlik ve dengeyi sağ-
lamakla Allah’ın adaletine, rahmet ve keremine
bir ayna oluyor.
Eşeylik, kâinatta rahmetin bir cilvesi olduğu gibi,
kast ve iradeyi de gösterir. Kâinat, bilhassa canlı-
lar hususi bir kasıt ile eşey yaratılmışlardır. Kur’an-ı
Kerim, eşeyliğin her şeyi kapsayan bir kanun olduğunu 14 asır önce bildirmekle, mucizeliğini ortaya koymuştur.
Kur’an’ın 1400 yıl önce bildirdiği bu gerçek, ancak müsbet ilimlerin ortaya çıktığı bu asırda bilinmiştir. İşte, Kur’an’dan iki delil:
«Her şeyden çift yarattık. Düşünmeniz gerekir.»
(Zariyet sûresi : 49)
«Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve bilmedikleri şeylerden çift yaratan o Allah, her türlü

noksanlıktan münezzehtir.» (Yasin sûresi : 36)
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O,
memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam
edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu
eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre
düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması
da boşanmasıdır.”
Hz. Ebû Hüreyre`nin başka bir rivayetinde de
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyururlar:
“Allah`a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır
konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga
kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin
en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu
doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız.
Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle
ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye
ediniz” (Müslim, feda: 59-60.)

Kur’an şöyle der:
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve
kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı
gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve
akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir. (Nisa 4:1)
İslâmiyet kadına pek büyük bir mevki ve şerefli
bir makam vermiştir. Cenab-ı Hakk bir ayet-i kerime de “Ana-babanıza öf bile demeyin” (İsra
Sûresi, 28) buyurmuştur.
İslâm dini gelmeden önce, tüm dünyada kadın hakir ve zelil bir durumda idi. Fakat İslâm, bir
güneş gibi Arabistan’da doğmakla, erkek-kadın
felsefesindeki gerçek ve âdil görüşünü ortaya
koydu. İslam’a göre hayat hakkı yalnız erkeğe
mahsus değildir. Eşit oranda kadın da aynı hakka sahiptir.
Erkek gibi kadının da yaratılış gayesi vardı. Ve bu
gaye, kadını, erkekle hemen hemen aynı haklara sahip kılıyordu, İslâm, bu hakları kadının elin

den almaya çalışanların ahiret gününde hesap
vereceklerini bildirmekle onlara ikazda bulundu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) tüm insanlara bildirmekle görevli olduğu İslâm’ı en önce Mekke’de
yaymaya çalışırken, karşısında müşrik ve münafıkların saçtıkları fitne ve fesat tohumları yanında,
zülümkârane davranışlarına, Allah’ın yardımıyla
karşı koydu. Ve bugün tüm dünyaya ışık tutan
mükemmel fikir ve yöntemlerini kabul ettirdi. Kuş-
kusuz İslâm’ın yayılması için mücadelede sırf erkekler rol almamıştır. Erkeklerin yanında kadınlar
da rol aldılar.
Demek ki, İslâm, devlet ve cemiyetin koruma
işini erkeklere yüklediği gibi, kadınların da kendi
evlerinde mücadele etmelerini emrettiği bir ger-
çektir. Bu gerçek İslâm’ın, toplumda kadının statüsünü yükselttiğinin açık bir belirtisidir. Muhakkak
ki kadınlar da erkekler gibi İslam’a hizmet edecekler. Fakat İslâm bu hizmeti kadınların en iyi
şekilde evlerinde yapmalarını daha uygun görmüştür. Çünkü İslâm’da kadın ve erkeğin görevleri ayrıdır. Ama mükâfatları aynıdır. Hiçbir durumda kadının eşit hakkı kaybolmaz.

İslâm her ne kadar kadının yerinin evi olduğunu
bildirmişse de, yine de sosyal faaliyetlere katılma
hakkını elinden almamıştır.
İslâm, kadını toplumun faydalı bir üyesi kılmakla, onun şerefini daha da yükseltir. Çünkü İslâm
kadına ilim öğrenmeyi farz kılmakla kadına tahsil
yapma hakkını vermiştir.
Böylece kadın kendi sahasında bir uzman olabilir. İslam’a ters düşmemek ve İslâm’ın kadınlar
için koyduğu hükümlere uymak şartıyla öğretmen olup kadınları eğitebilir.
Halkı eğitici konularda yazarlık yapabilir. Yine
doktorluk yaparak insanlık için hizmette bulunabilir.
Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ilk biat eden
kadınlardan olan Kureyşli Şifa Hatun, Devr-i Saadet kadınlarının ileri gelenlerindendi.
Halife Hz. Ömer (r.a.) fikirlerine önem verip de-
ğerini takdir ettiği Şifa Hatun’un hatırını sorar ve
çok kere çarşı ve pazarları kontrol vazifesini ona
verir ve onun uhdesine tevdi ederdi.

Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekir ki en
iyi, en verimli netice, herkesin yaratılışına uygun
işler görmesiyle elde edilir.
Cenab-ı Hak, Bakara suresinin 228. ayetinde
buyurur ki:
«Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların, da onlar üzerinde
haklan vardır. Yalnız erkekler, onlar üzerinde daha
üstün bir dereceye sahiptirler.»
Cenab-ı Hak, bu üstünlüğü de Nisa suresinin
34. ayeti ile bildirir:
«Erkekler, kadınlar üzerinde hâkimdirler. O sebeple ki, Allah onlardan birini (savaş, imamlık,
miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir
de, erkekler mallarından, onların nafakasını temin ederler.»
Daha önce yaptığımız izahlarda erkek, kadının
dini, mali ve hukukî hürriyet ve yetkilerine karış-
ma hakkına sahip değildir. Öyleyse erkeğin kadın
üzerindeki hakimiyeti nerde kaldı?
Bu hâkimiyetin sahasını âyete dayanarak belir
telim. Ayet-i celile, erkeğin hâkimiyetinin sebeplerini iki şekilde göstermektedir.
l- Yaratılış bakımından (gerek fiziki, gerekse
ruhi yönden, erkek kadından daha kuvvetli, güç-
lüklere dayanıklıdır. Daha temkinli, ileri görüşlü ve
sebatı daha fazladır. Bundan ötürü peygamberlik, devlet reisliği, şahitlik, savaşmak ve mirasta
daha fazla hak sahibi olmak gibi hususlarda
özellik kazanmıştır.
2- Erkek gerek evlenirken mehir vermekle, gerekse aile müessesesinde geçimini sağlamakla
malî yükümlülük altındadır. Demek ki, erkeğin bu
hakimiyeti bu mesuliyetinden ileri geliyor.
Erkek aile reisidir ve ailesinin geçimini sağlamakla mükelleftir. Bu yüzden kadın, ağır vazife
ve sorumlulukları üzerinde taşıyan kocasına karşı
itaatsizlikte bulunamaz.
Her kadın, koca hakkının büyüklüğünü idrak etmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu, Allah’ın de-
ğişmez bir kanunudur. Aksi takdirde kadın kocası-
na itaatsizlik etmekle Allah’a karşı gelmiş olacaktır ki, kocasının kendisine hakkını helâl etmemesi

halinde ahretteki acı akıbetini kendi elleriyle hazırlamış olur. Nitekim Resulullah efendimize Miraç
gecesi cehennem kendisine gösterildiğinde cehennem halkının çoğunluğunu kadınların teşkil
ettiğini görmüş ve bunu ashabına anlattığında
kadınların küfürleri sebebiyle cehennemin ço-
ğunluğunu oluşturduğunu söylemişlerdi. Bunun
üzerine ashabı şöyle sormuşlardı:
«Ey Allah’ın resulü, Allah’a mı küfrederler?»
Resulullah efendimiz şöyle buyurur:
«Onlar kocalarına karşı, onların iyiliğine karşı
nankörlük ederler. Onlardan birine asırlar, boyunca iyilik etsen de sonra senden (hoşlanmadığı)
bir şey görse, hemen: «zaten senden (şimdiye
kadar) hiç bir hayır görmedim ki» der.
Aile ocağı küçük bir devlettir. Muhakkak bunun
bir idarecisi,bir reisi olacaktır. O da yaradılışı, vazife ve taşıdığı sorumluluklar icabı erkektir. İşte
İslâm’ın, erkekler için kadınlar üzerinde tanıdığı
hakimiyet budur. Allah’ın bu yasasına hiç kimse
dil uzatamaz, karşı çıkamaz. Açıkça görüyoruz ki
dinimiz erkeğe, kadına kayıtsız şartsız hakim olma
ı
yetkisini tanımıştır. Dinimizin emrine göre kadın
erkeğin emrine girmedikçe, onun kumandasına
uymadıkça aile yuvasında birlik ve düzenin yer
tutmasına imkân yoktur.
Ama bu hiç bir zaman erkeğin her türlü zorbalık
ve sertliği mubah görmesi demek değildir. Çünkü Kur’an’da erkeğe üstünlük yetkisini veren ayetler, ona her adımda mümkün olduğunca yumu-
şak ve yola getirici muameleyi emretmektedi

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.