Bayram Fm

Hayıra besmele ile başlamak ( Besmelenin Sırları )

Hayıra besmele ile başlamak ( Besmelenin Sırları )
265 views
25 Haziran 2020 - 14:44

Hayıra besmele ile başlamak ( Besmelenin Sırları )

Hayırlı ve helâl bir işe başlarken, Allah Teâlâ’nın adı-
nı anmak ve bu adla işe başlamak anlamına gelir.
Resulullah (s.a.s.), İslâm dinini tebliğ etmeğe başladıktan sonra, cahiliye Arapları’nın kullandığı sözü değiş-
tirmiş ve, “Ey Allah’ım, senin adınla” anlamına gelen,
“Bismike Allahümme” ve “Allah’ın adıyla” anlamına gelen, “Bismillahi” sözlerini kullanmıştır. Ancak Kur’an-ı
Kerîm’de Neml suresinin otuzuncu ayeti nazil olduktan
sonra besmele son şeklini almıştır. Bu ayette Süleyman
(a.s.) tarafından yazılan bir mektup söz konusudur.
Mektupta “Bu mektup Süleymandan’dır ve Rahman,
Rahim olan Allah’ın adıyla başlamaktadır.” denilmektedir. Kısaca besmele dediğimiz ve “Rahman, Rahim olan
Allah’ın adıyla” anlamına gelen Bismi’llahi’r-Rahmani’rRahim’in Kur’aân-ı Kerîm’den bir ayet, yahut bir ayetin
bir kısmı olduğu anlaşılmaktadır.
“İşime, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlı-
yorum. O’nun emriyle ve O’nun için bu işin başındayım ve O’nun adına teşebbüste bulunuyorum, O’nun
emriyle yapıyorum. Çünkü bu başladığım işin tamam

lanmasında gerekli olan kuvvet ve kudret O’rıun tarafından bana verilmiştir ve O’ndandır. O bana bu kuvvet ve kudreti vermezse ben bu işi tamamlayamam.”
Helâl ve hayırlı bir işe başlarken, Allah’ın adını anmak, her müslümanın üzerinde titizlikle durması gereken görevlerindendir. Kur’an-ı Kerîm’de buna işaret
eden pek çok emirler, vardır.
“Atalarınızı andığınız gibi, hatta daha çok Allah’ı anın.
“ (el-Bakara, 2/200).
“Namazlarınızı kıldıktan sonra, ayakta otururken ve
yanlarınızın üzerinde iken Allah’ı anın. “ (en-Nisa,
4/103).
“Rabbı’nın adını an. İhlâs ile O’na yönel. “ (elMüzzemmil, 73/8)
“Rabbı’nın adını sabah akşam an” (İnsan, 76/25).
Resulullah (s.a.s.)’den nakledilen bir hadîsde şöyle
denilmiştir: “Bismillah ile başlamayan her ciddi iş noksandır. “
Besmele, Neml suresinde bir ayet olmasına rağmen,
gerek Fatiha suresinin, gerek diğer surelerin başındaki “besmele”lerin, o surelerden bir ayet olup olmadığı

konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Hatırlanacağı üzere Fatiha suresi başındaki besmele, surenin
bir ayetidir. Bu, diğer surelerin başındaki besmele gibi
değildir. Berae suresi dışındaki diğer bütün sureler ise
besmele ile başlar. Fatiha suresinin ilk ayetinin besmele olduğunu kabul eden Şafiî mezhebi âlimleri ayrı bir
besmeleyi öteki surelerde de kabul etmez ve sure baş-
larındaki besmeleyi sureden sayarlar.
Bilindiği gibi, bugün müslümanların ellerinde bulunan mushaflar, Hz. Osman b. Affân (r.a.) zamanında
yazılan, sonra çoğaltılarak çeşitli vilayetlere gönderilen
nüshaların kopyasıdır. Bu nüshalarda Berae suresi dı-
şındaki bütün surelerin başına besmele yazılmıştır. Hz.
Osman’ın (r.a.) bu işi yaparken, şüphesiz, ne yaptığını
çok iyi bildiği ve yazılan mushaf nüshalarına herhangi
bir sözün girmemesi için büyük dikkat ve titizlik gösterdiği muhakkaktır. İşte bu görüşten hareketle sure
başlarına yazılan besmelenin, ilgili oldukları surelerden
bir ayet olması düşünülebilir. Nitekim İmam Şâfiî, bu
görüşe kâni olarak, Fatiha suresi başındaki besmelenin
bu sureden bir ayet olduğunu söylemiş ve namazda
okunmasını farz saymıştır. Diğer sureler hakkında ise,
kendisinden, bir defasında, besmelenin surelerden bir
ayet olduğu, bir defasında da olmadığı tarzında iki de

ğişik rivayet mevcuttur.
Hanefilere göre, besmelenin mushafta yazılmış olması, onun Kur’an’ dan olduğunu işaret eder. Ancak
namazda, Fatiha suresinin başında okurken, Fatiha gibi
cehren (sesli) okunmaması, besmelenin Kur’an’dan bir
ayet olmadığını gösterir. Diğer surelerin başında yer
alan besmeleler de böyledir. O halde her sure başındaki besmele, Kur’an’dan bir ayet olsa bile, başında
bulunduğu sureden bir ayet değildir. Sadece surelerin
arasını ayırmak için, teker teker indirilmiştir.
İmam Mâlik’in bu konudaki görüşü diğerlerinden farklıdır. O’na göre, sure başlarındaki besmele, Kur’an’ dan
değildir. Bununla beraber yeni bir sureye başlarken her
işte olduğu gibi, başlama alâmeti olarak yazılmıştır. Bu
sebepledir ki İmam Mâlik, farz namazlarda, Fâtiha’dan
önce besmelenin cehren okunmasına karşıdır. Aynı şekilde o, sessiz (sırren) okunmasını da meneder.
Bismillahi’r-rahmani’r-rahim sözü dört kelimeden
oluşan bir cümledir. Bunlar: İsim, Allah, Rahman, Rahim kelimeleridir. Ancak isim kelimesinin başına bir “b”
harfi getirilmiştir. Bu harf, kendinden önce var olduğu
düşünülen bir fiile, sonraki cümleyi bağlamak için kullanılmıştır. ‘b’ harfinden önce var sayılan fiil başlarım,

‘okurum’, ‘yaparım’ olabileceği gibi ‘başla’, ‘oku’, ‘yap’
şeklinde emir de olabilir. Buna göre besmele, bu fiillerden birisinin var kabul edilmesiyle beş kelimeden meydana gelmiş olur.
“(Rahim) ve (Rahman) olan Allah’ın adıyla başlarım”
gibi
Besmeledeki ilk kelime olarak görülen isim, bir hususa
işaret etmek üzere konulmuş addır. Ahmet, Ali, ağaç,
su gibi isimler, özel isim ve cins ismi olmak üzere iki kı-
sımdır. Şahıs isimleri ile yer veya şehir isimleri özel isimdirler. Bu isimler kimin adı ise, hangi yer, şehir, kurumu
belirtiyorsa başkalarında bulunmayan, kendilerine özgü
özellikleri vardır. Buna karşılık, tahta,masa,ağaç,insan
gibi isimler cins ismidirler. Genel bir anlam belirtirler.
Bu sebeple “Ahmet” denildiği zaman, onun insan oldu-
ğu anlaşılır. Çünkü Ahmet, insan cinsi içinde yer alır.
Fakat insan denildiği zaman mutlaka Ahmet anlaşılmaz.
Çünkü Ahmet’ten başka insanlar da vardır.
Özel isim olan Ahmet kelimesi ile, cins isim olan insan
kelimesi arasındaki bu farklılık, Ahmet’in her insanda
müşterek olan sıfatlarla tarifini imkânsız kılar. Meselâ
Ahmet, iki eli ve kulağı olan, iki göze ve bir buruna
sahip bulunan kimsedir demekle tarif edilmez. Çünkü

bunlar, her insanda bulunan uzuvlardır. Bu sebepledir
ki, bir kişiye veya bir şeye and olarak verilen özel isim,
sadece ona hastır. Ve onu diğer benzerlerinden ayıran
özelliklerin alâmetidir. Yine bu sebeple özel isimlerin
eş anlamlısı aranmaz. Başka bir kelimeye tercemesi yapılmaz.
Besmele’de yer alan ikinci kelime Allah ismidir. Allah, kendine has doksandokuz sıfatı olan zatın yüce ismidir. Gerçek mabudun adıdır ve özel ismidir. Allah
Teâlâ’nın kendine has sıfatlarından bazılarını, Kur’an-ı
Kerîm’in aşağıdaki birkaç ayetine işaret ederek gösterebiliriz.
“O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka ilâh yok’tur. O,
gizliyi de aşikârı da bilendir. O, esirgeyen, bağışlayandır. O, öyle Allah’tır ki O’ndan başka ilâh yoktur.
Hükümrandır. Mukaddestir, selâmdır, mümindir, mü-
heymindir, azizdir, cebbardır. Allah müşriklerin ortak
koşmasından münezzehtir. O öyle Allah’tır ki, yaratan,
yarattıklarına şekil verendir. En güzel isimler O’nundur.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih eder. O,
hüküm ve hikmet sahibidir. “ (el-Haşr, 59/22-24)
İşte Allah, bazılarını işaret ettiğimiz bu ve buna benzer, üstün sıfatları zatında toplamaktadır.

Besmele’de yer alan üçüncü kelime, ‘Rahman’ kelimesidir. Bu kelime kendinden önce ismi zikredilen yüce
zatın sıfatıdır. Yani Allah Teâlâ’nın sıfatıdır. Rahman
kelimesi, rahmet kelimesinden türetilmiştir. Rahmet,
sözlükte, insan kalbinin bir kimseye acıma ile birlikte
meydana gelen bir yakınlık duygusudur ki, bu acıma ile
yakınlığın artması ve şiddet kazanması halinde, o kimseye karşı fiilî yardıma dönüşür. Bu sebepledir ki, o kimse
hakkında ‘çok merhametli’ denir. Ancak insandaki bu
merhamet duygusunu, Allah Teâlâ’nın merhametini
arılamakta bir ölçü olarak kullanmamız mümkün de-
ğildir. Çünkü insandaki merhamet duygusu geçici bir
haldir. Ancak bir üzülme ve acıma neticesinde ortaya
çıkar. Üzülme ve acımanın ortadan kalkması ile merhamet duygusunun da yok olduğu görülür. Allah Teâlâ
ise üzülme ve ani olan, sönüp geçen acıma duygusundan münezzehtir. Acıma kelimesindeki insanî haslet
geçicidir. Allah Teâlâ bu geçici hasletlerden münezzehtir. Bu sebeple Allah Teâlâ’nın rahmeti, kullarının
merhametiyle kıyas olunamıyacak bir üstünlük arzeder
ve ezelden ebede, eser ve neticesi nimetler ve bağışlar
olarak ortaya çıkan sonsuz bir merhameti gösterir.
İlâhi rahmetin ezelden ebede sonsuzluğu, Allah
Teâlâ’nın zatına has olan, zatıyla birlikte kadîm olan

irade sıfatının bir sonucudur. Bu kulları için daima hayrı murat ettiğini gösterir.
Allah Teâlâ’nın iradesi, olabilecek veya olmayabilecek her şeyi, irade sıfatının taalluku ile dilediği zamanda
ve dilediği şekilde yapması veya yapmaması anlamına
gelir. Bir şeyi yapmasında veya yapmamasında, O’nun
iradesine dışarıdan tesir edecek, yapmaya zorlayacak
veya yapmamaktan vazgeçirecek hiç bir güç yoktur. Allah Teâlâ’nın bu sıfatı, O’nun zatına has bir sıfat olması
dolayısıyla, zatıyla kaim ve kadîm bir sıfattır. İşte ilâhî
rahmet, böyle bir sıfatın insanların hayrına, yahut iyili-
ğine ortaya çıkmasını gösterir.
Allah Teâlâ’nın bütün âlemleri, canlı cansız bütün
varlıkları iradesiyle yaratması, yaşayışlarını sürdürebilmeleri için çeşit çeşit rızıklar vermesi, bunlar arasında
insana ayrı bir mertebe vererek, onu akıl, duygu ve
düşünce ile diğerlerinin üstüne çıkarması, kısacası, her
şeyi yerli yerinde sevk ve idare etmesi, O’nun sonsuz
rahmetinin bir neticesidir.
Rahman, yukarıda da işaret edildiği gibi, rahmet kelimesinden türemiş olup, son derece merhametli, çok
rahmet sahibi anlamlarına gelen bir sıfattır. Ancak bu
sıfat, ezelî ve ebedî bir rahmeti işaret ettiği için hiç kim

se hakkında kullanılmamış, yalnız Allah Teâlâ’ya tahsis
edilmiştir.
Rahman kelimesinin diğer bir özelliği de Kur’an-ı
Kerîm’de, Allah ismi makamında özel bir isim olarak
kullanılmış olmasıdır.
“İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın,
hangisi ile çağırırsanız, en güzel isimler O’nundur. “
(el-İsra, 17/110).
“Senden evvel gönderdiğimiz resullerimizden sor:
Biz, Rahman’dan başkasını ilâhlar yapmış mıyız?” (ezZuhruf, 43/45).
“Sen ancak Kur’an’a uyan ve görmeden Rahman’dan
korkan kimseleri korkutacaksın. “ (Yâsin, 36/1 I ).
“(Cennet), görmeden Rahman’dan korkan ve (O’nun
tâatına) yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere hastır. “
(Kaf 50/33).
“Ey babam, şeytana tapma, Çünkü şeytan Rahman’a
çok asi olmuştur. “ (Meryem, 19/45).
“Rahman’ın yaratışında hiç bir düzensizlik göremezsin.” (Mülk, 67/3).
Mealleri zikredilen bu ve sayıları elliye varan diğer
ayetlerde Rahman’ kelimesinin Allah’a has ve Allah
ismine eşit bir anlamda nasıl kullanıldığı açıkça görülmektedir. Bu sebepledir ki, Rahman özel bir isimdir.
Ve diğer özel isimler gibi herhangi bir dile terceme edilemez.
Besmele’de de görüldüğü gibi, Rahman kelimesi, Allah Teâlâ’nın sıfatı olması ve ezelden ebede O’nun
sonsuz rahmetine delâlet etmesi dolayısıyla, kapsamı
geneldir. Yani gözle görülsün veya görülmesin, yoktan var edilmiş veya yaratılmış her ne varsa, hepsi de
Rahman’ın eseri neticesidir. Bu rahmetin dışında kalmış hiç bir varlık düşünülemez. Bu bakımdan her şeyin
vücut buluşu, ortaya çıkışı, veya yaratılışı kesbî değil,
vehbîdir, irâdî değil cebrîdir, Rahman’ın eseridir. İşte
bundan dolayıdır ki “Allah Teâlâ, dünya ve ahiretin
Rahmanı’dır” denilmiştir.
Allah Teâlâ, hiç bir şeyi sebepsiz ve kıymetsiz yaratmamış, yarattıklarını başı boş bırakmamıştır. Rahmet-i
Rahman’ın bir eseri olarak insanı yarattığı zaman, ona
kendi iradesinden bir de irade ihsan etmiş; böylece insanın kendi irade ve ihtiyariyle çalışıp kazanmasını ve
değişip gelişmesini sağlayacak yolu göstermiştir. Zira
insana çalışmakla tembelliği, ilim ile cehaleti, hak ile
haksızlığı, adalet ile zulmü, şükür ile nankörlüğü, itaat

ile isyanı, iman ile küfrü, kendisini dünya ve ahiret saadetine kavuşturacak doğru yol ile hüsrana götürecek
eğri yolu biribirinden ayırt etmesini sağlıyacak bir akıl
vermiş; aklını kullanıp doğru yolu bulana rahmetini artı-
racağını; akılsız davranıp eğri yolu seçeni bu rahmetten
mahrum bırakacağını, üstelik akılsızlığının cezasını çok
ağır bir şekilde ödeteceğini bildirmiştir.
İşte, Allah Teâlâ’nın, Rahman sıfatının bir eseri olarak, âlim, cahil, çalışkan, tembel, haklı, haksız, adil, zalim, mutî, âsi, mümin, kâfir ayırımı yapmadan herkese
ve her yarattığına teşmil ettiği rahmetine ilâve olarak;
sadece, âlime, çalışana, haklıya, adile, mutîye, mümine
hasılı kendi iradelerini Allah’ın iradesiyle ahenk içerisinde tutabilen herkese ihsan ederken diğerlerini mahrum bıraktığı rahmeti, O’nun Rahîm sıfatının icabıdır.
Bu Rahîm sıfatı, besmelenin dördüncü kelimesi olarak
yer almıştır. O halde bunu kısaca ifade etmek gerekirse; başlangıçta çalışana ve çalışmayana bakmadan, onu
vücuda getirerek öylece idare etmek, Allah Teâlâ’nin
Rahman sıfatının eseri iken, sonradan çalışana çalıştı-
ğının semeresini vermek de O’nun Rahîm sıfatının sonucudur. Bir başka ifadeyle denebilir ki, insan istese de
istemese de, kendisine vücut verilmiş ve bunun bekâsı

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.