Bayram Fm

Bir anneden kızına öğüt ( Müslüman Kadının El Kitabı )

Bir anneden kızına öğüt ( Müslüman Kadının El Kitabı )
272 views
25 Haziran 2020 - 15:06

Bir anneden kızına öğüt ( Müslüman Kadının El Kitabı )

Yavrum!
Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine
dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu
nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür
geçirdiğin gibi, âhirette de ebedî saadete ula-
şırsın.
Canım kızım!
Kanaatkâr ol! Yani, kocan tarafından getirilen

yiyecek ve giyecek her şeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü kanaat, kalbi huzura kavuşturur.
Yavrucuğum!
Söylenenleri daima iyi dinle ve kocanın meşru
emirlerine itaat et!
Yavrucuğum!
Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam
ve düzenli olsun!
Canım kızım!
Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise, öfkelendirir.
Yavrucuğum!
Eşin için kötü konuşarak, ileride pişman olaca-
ğın hiçbir harekette bulunma. Son pişmanlık fayda vermez unutma.
Yavrucuğum!
Dünya malına sakın ola ki değer vermeyesin,
Sana Allah Resûlü’nün bir hadis-i şerifini anlata

yım;
Gümüş ve altın biriktirme ile ilgili âyet-i kerime olan
tevbe sûresinin 34. âyet-i kerimesi nazil olunca halk;
Öyleyse hangi malı biriktirmeliyiz? Diye sordular.
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a)
Ben bunu Allah Resul’üne sorup size haber vereyim dediler ve Allah Resul’ünün yanına gittiler.
Hz. Ömer Allah Resul’ünün yanına varınca Ey
alemlerin efendisi hangi maldan edinelim? diye
sordu.
Resul-i Ekrem de (s.a.v):
Her biriniz bir kalp, zikreden bir dil, ahiret işinize
yardımcı olacak mü’mine bir kadın edinsin buyurdular.
Yavrucuğum!
Sana dünyada ve ahirette en değerli varlık
eşindir; birbirinizin kıymetini dünyada iken bilin ki
ahirette de birbirinize faydanız olsun.
Canım yavrum!

Alemlerin efendisi buyurdular ki; Mü’min Allah’a
takvadan sonra en çok saliha bir eşten hayır gö-
rür. Böylesi bir kadına emretse o kadın ona itaat
eder. Ona baksa neşelenir, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadından
ayrılıp uzak bir yere gitse, kadın hem kendi namusu hem de kocasının malı hususunda hayırlı
ve dürüst olur.
Canım kızım!
Hayırlı bir nasip çıkar ve sende evlenme arzusu
duyarsan, O kimsenin seni görüp tanıma isteğini
hoş karşıla çünkü Allah Resulü bu görüşmeye her
iki taraf içinde müsaade etmiştir.
Sahabeden Muhammed ibn-i Mesleme anlatıyor;
Ben bir kadınla evlenmek istedim ve kadını gizlice görmeye çalıştım. Sonunda onu kendi hurma bahçesinde gördüm.
İnsanlar bana;
Sen Resûlulllah’ın ashabından olduğun halde

bunu nasıl yaptın? Diye beni ayıpladılar.
Ben de onlara şöyle cevap verdim;
Resûlullah’ın şöyle dediğini işittim; Allah bir kimsenin kalbine bir kadınla evlenme arzusu attığı
zaman, ona bakmasında bir sakınca yoktur.
Sevgili kızım!
Muğire ibn-i Şube de şöyle anlatıyor:
Allah’ın Resûl’üne gelip evlenmek istediğim bir
kızdan bahsettim.
O da bana; Git o kızı gör! Görmen muhabbet
ve yakınlığınızın devamı için iyidir dedi.
Ben de ensardan bir kadının yanına geldim,
onu anne ve babasından istedim ve Allah resulü-
nün sözünü onlara haber verdim. Onlarda sanki
bu istediğimden hoşnut olmadılar. Hıdr adındaki
kız bu konuşmalarımızı odasından duymuştu, ve
bana:
Allah’ın Resûl’ü sana bakmanı emretmişse,
bana bakabilirsin. Aksi takdirde Allah aşkına
bana bakma! Dedi, sanki bu kızda bu bakma

işini büyütmüştü;
Ben bu kıza baktım onunla konuştum anlaştım,
ve onunla da evlendim. Ve onunla uyuştuk.
Yavrucuğum!
Aranızdaki problemleri kendiniz hâlledin! Sakın
bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden
medet umma!
Canım Kızım!
Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün
yetmeyeceği şeyleri isteme!
Yavrucuğum!
Kadının güzel huylusu, eşine Cennet nimetidir.
Sen kocana Cennet nimeti ol! Azap çektirme!
Canım Kızım!
Eşinin yanında daima temiz, güzel görünmeye
çalış, iş yaptığın kılık kıyafetlerinle onun karşısına
çıkma. Eşini daima güzel halinle karşıla. Ziynet
eşyalarını eşinden başkasına gösterme. Bunlar
eşinin sana olan sevgi ve muhabbetini artırır.

Canım kızım!
Eşine her zaman bir hanımefendide olması gerektiği gibi gayet mütevazi ve iyi bir şekilde yaklaş. Bunu asla ihmal etme.
Canım Kızım!
Eğer bir gün evlenmeye karar verirde ben hayatta olamazsam, kimsenin şeni istemediğin bir
kişiyle evlendirmesine razı olma! Bir gün; Genç
bir kız Allah’ın yüce Resûl’üne gelerek, Ey Allah’ın
Resûl’ü babam durumunu iyi etmek için beni
kardeşinin oğlu ile evlendirdi dedi, diye şikayette
bulundu.
Âlemlerin efendisi bu kıza nikâhı ister kabul et
istersen reddet buyurdular. Kızda;
Ey Allah’ın Resûl’ü; Ben babamın yaptığı işi kabul ettim, fakat bu şikâyetimle babaların böyle
yapmaya haklarının olmadığının kadınlarca bilinmesini istedim. Dedi.
Sevgili kızım!
Evleneceğin kişiden bir miktar mal ve para is

teyebilirsin bu senin hakkındır. Ama sakın ola ki
bunları istemede aşırıya gidip karşı tarafı zorda
bırakma.
Unutma ki, âlemlerin efendisi iki cihan güne-
şi efendimiz bile Hz. Aişe’yi elli dirhem ev eşyası
karşılığında nikahladı. Bunları kendine örnek edin
bizler için en büyük varlık o mübarek insanların
yaşantılarıdır.
Canım yavrum!
Evleneceğin kişiyi çok iyi seçmelisin; Çünkü evlilik 3 veya 5 günlük bir oyalanma değildir. Mutlu bir yuva her bakımdan anlaşabildiğin bir eşle
kurulur ve devam eder. Aman kızım bir anlık hevesle yanlış bir evlilik yapmayasın. Yüz güzelliği,
Fizik güzelliği, mal, mülk, şan şöhret bunlar aldatı-
cı güzelliklerdir, sakın bunlara aldanma en büyük
güzellik iman güzelliğidir.
Sevgili kızım sende hayırlı bir eş olman için çok
çaba göster, çok oku, hayırlı insanlarla vakit ge-
çir, Allah Resûl’ü buyurdular ki; Kendinize denk
olanların kızlarını isteyin, Kendinize denk olanlarla
evlenin, ve yavrularınız için kadının hayırlısını ter

cih edin.
Sevgili yavrum!
Yüce Allah’ımızın emirlerini eşinle birlikte yaşamaya çalış. Sen ona bilmediklerini, oda sana
bilmediklerini öğretsin, hak yolunda birbirinize
destek olun.
Yavrucuğum!
Allah Resûlü’nün son anlarında sesi kısılmış ve
dili peltekleşmişti ve son olarak şu üç şeyi etrafında bulunanlara tavsiye etti: Namaz, namaza
devam edin, Eliniz altında bulunanlara güçlerinden fazla iş teklif etmeyin. Kadınlarınızın hakkında Allah’tan korkun, Onlar sizin ellerinizde bir nevi
hürriyetlerini kaybetmişlerdir. Onları Allah adına
söz vererek aldınız ve Allah adı ile onları kendinize
helal ettiniz. Allah’tan korkun, onlara iyi muamelede bulunun buyurmuştur. Canım kızım sende
evleneceğin kişinin bu şuurda olmasına dikkat
et. Bu şuurda olan bir eş ailesine zulüm etmez.
Canım kızım!
Allah’a isyan etmeni istemediği sürece eşine

saygıda kusur etmemeye özen göster, onu sakın
üzme!
Allah’ın yüce Resûl’üne bir kadın geldi, yanında
iki tanede çocuğu vardı. Kadın bunlardan birini
sırtına almış diğerini de yürütüyordu. Allah’ın resulü onu görünce şöyle buyurdular;
Onlar hamile olur çocuk doğurur, emzirir,
yavrularına karşı son derece şevkatli ve merhametli olurlar. Eğer kocalarına karşı nankörlükte
bulunmasalar, namaz kılanları hemen cennete
giderdi. Ey kızım onun için eşinin rızasını almaya
dikkat et.
Canım kızım!
Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Yaptığın işleri,
iyilikleri başa kalkma! İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.
Yavrucuğum!
Eşinin yakınlarına güzel muamelede bulun! Kocanın hatalarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde
söyle.

Canım kızım!
Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı-koca
arasındaki sırlar kabre beraberlerinde gömülmelidir.
Canım kızım!
Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş! Ona her
yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol! Yalan, yuvayı iç-
ten içe yıkan bir kurttur.
Canım kızım!
“Yuvayı dişi kuş yapar” atasözünü sık sık hatırlayıp, yuvan için gereken hiçbir fedakârlıktan ka-
çınma.
Sevgili yavrucuğum!
Eğer ömrüm vefa etmez, sen dünya evine girmeden vefat edersem sakın ola ki evlenmemezlik etme, Allahını bilen, dürüst bir gençle yuvanı
kur:
Allah’ın yüce Resul’ü buyurdular ki Kadını olmayan erkek miskindir.

Ashab: Çokça malı olsa da mı? dediler.
Allah Resûl’ü Evet çokça malı olsa da dediler
ve devam ettiler:
Kocası olmayan kadında miskinedir. Ashab:
Çokça malı olsa da mı? dediler;
Allah’ın yüce Resûl’ü evet kadınında çokça
malı olsa da buyurdular.
Canım kızım!
Çeyiz her genç kızın hakkıdır. Kurulacak bir yuva
için elbette gereklidir. Fakat çeyiz hazırlığı için uğ-
raşırken âhiret işlerini unutmamalısın, kendini çeyiz hazırlığına kaptırıp namazlarını ve ibadetlerini
bırakmamalısın. Allah’ın yüce Resûl’ü biricik kızı
Fatıma’yı Hz. Ali ile evlendirdiğinde kızına çeyiz
olarak, kadife bir örtü bir su kabı ve minder verdi.
Yavrucuğum unutma ki, dünya hayatı mal mülk
geçici fakat mutluluk kalıcıdır.
Sevgili yavrucuğum!
Nikâhınız olmadan hiçbir erkekle, hiçbir şekilde
yalnız olarak, ailenden uzak yerlerde yalnız ve

baş başa kalmayın, kalkmak zorunda olsan bile
ciddiyetinizi sakın ola ki bozmayın, şeref ve haysiyetinizi sakın ola ki ayaklar altına almayın.
Allah’ın yüce Resûl’ü buyurdular ki; Haberiniz olsun; bir erkek nikâhsız olarak bir kadınla baş başa
kaldı mı onların üçüncüsü mutlaka şeytandır.
Sevgili kızım, Allah Resûl’ünün bu mübarek sözü-
nü sakın ola ki unutmayın.
Canım kızım!
Eşine ne kadar kızarsan kız, yatağından ayrılma,
sırtını ona sakın ola ki dönme. Allah’ın yüce Peygamberi buyurdular ki; Nefsim kudret elinde olan
Allah’a yemin ederim ki; Bir erkek hanımını yatağa
davet ettiğinde kadın kaçarda gelmezse, kocası
ondan razı oluncaya kadar semada olan melekler ona gazap ederler. Kadın küskünlükle kocasından ayrı olarak sabahlarsa melekler onu lanetler.
Sevgili yavrum hayatta her an olduğu gibi eşler
arasında da ufak tefek anlaşmazlıklar olur, ama
sen yine güler yüzünle eşinin gönlünü almasını bil.
Yavrucuğum!

Sana ters de gelse, zor da gelse, ve sana göre
şartların, durumun müsaade etmese de, her zaman eşinin istediği ve dilediği gibi bir hanım ol.
Canım kızım!
Asla gereksiz kaprisler ve alınganlık yapma.
Eşinin zevklerine ve keyiflerine iştirak et. Onun fikirlerine saygı göster. Bu yapacakların sana ve
yuvana daima huzur verir.
Yavrucuğum!
Nasıl iyi günlerinde eşinin yanındaysan, sıkıntılı
ve zor günlerinde de, daha dikkatli, titiz, anlayışlı
ve yardımcı olarak onun yanında ol.
Yavrucuğum!
Eşinin görüşmeni istemediği kişi ya da kişilerle
görüşüp konuşma. Eğer bir şeyleri sana yasaklıyorsa, bu sadece senin iyiliğin içindir.
Canım kızım!
Misafirlerine güzel muamele ve ikramda bulun.
Canım kızım!

Kendi nefsim haklı çıkarmak için sakın ola ki kocandan şikâyetçi olma, kocanın haklarını he zaman gözet. Sana sahabe döneminden bir olay
anlatayım, Safvan ibn-i Muttal ra.nın hanımı, yanında, yanında Safvanda bulunduğu bir anda
Allah’ın Resul’üne gelerek:
Ey Allah’ın Resûl’ü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zamanda
orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadarda sabah namazı kılmıyor! dedi. Allah’ın yüce
Resûl’ü kadının bu söyledikleri hakkında kocası
Safvana sordu; Safvan da:
Ey âlemlerin efendisi, namaz kıldığım zaman
dövüyor sözüne gelince, o bir rekâtta uzun iki
sure okuyor. Halbuki ben bunu ona yasakladım,
dedi. Resûlullah kadına:
Namaz kılarken rekâtlarında tek sure okuman
yeterlidir, buyurdu. Safvan devam etti: Oruç
tuttuğum zaman bozduruyor, sözüne gelince;
Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep
sabredemiyorum, dedi. Resûlulllah Efendimiz:
“Bir kadın kocasının izni olmadan nafile oruç

tutamaz buyurdular.
Safvan devam etti:
Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım, sözüne gelince; Biz gece çalışan bir
aileyiz, bunu herkes biliyor. Sabaha yakın yatınca güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz, diye
açıklama yaptı. Allah’ın yüce Resul’ü: Ey Safvan,
uyanınca namazını kıl, buyurdular. Sevgili yavrum, gördüğün gibi dinimizde kocanın yeri çok
büyüktür, kadının yeri de çok büyüktür, Nasıl ki
koca sizin geçiminiz için çaba gösteriyorsa senin
de eşinin huzuru için çaba göstermen gerekir,
bunları yap ki onun gözünde senin değerin artsın, aranıza sevgi ve merhamet tohumları ekilsin.
Ey kızım!
Varlıkta da, yoklukta da eşine hürmet et, ona
saygıda kusur etme, varlığı görüp şımarma, yokluğu görüpte sakın ola ki ona sitemde bulunup
isyan etme. Unutma ki varlık ve yokluk sebepleri
Allah’tandır. İki cihan güneşi efendiler efendisinin
evinde bile aylar geçer ateş yanmaz sıcak bir yemek pişmezdi. Sahabeden Ebû Seleme, Öyley

se bu esnada ne yerdiniz diye Hz. Aişe annemize sordu, o mübarek annemizde iki siyah hurma
yer ve su içerdik. Ancak ensardan komşularımız
vardı, onlar sadık komşulardı ve bize sağdıkları
hayvanlarından getirirlerdi, Yine Allah’ın yüce Resulüne bir gün sıcak olarak bir tas yemek getirildi,
âlemler efendisi yemeği yedi ve:
Elhamdülillah; şu şu zamandan beri mideme
sıcak bir yemek girmemişti, buyurdular, Ey kızım
örneklerin bunlardır, kendine sana bu örnekleri
hatırlatacak arkadaşlar komşular seçki, bu örnekleri unutup yokluk konusunda eşini üzüp isyana düşmeyesin, çünkü yokluk Allah’tandır. Yavrucuğum; Varlık konusunda durumun iyi ise kendi
malından Hz. Hatice gibi infak et, sakın ola ki kocanın malını izinsiz olarak harcama, infak etme,
belki onun düşündüğü bazı planları olabilir.
Canım yavrucuğum! Biricik kızım!
Şimdi sana örnek olması için Hz. Aişe annemizden rivayet olunan bir hadisi şerifi anlatacağım;
Onbir kadın oturup, kocalarının hallerini haber
vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri husu

sunda kesin söz verip anlaştılar.
Birincisi: Benim kocam yalçın bir dağın başındaki yalçın bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki
çıkılsın, Semiz değil ki götürülsün, dedi. Yani bu
kadın kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu olu-
şuna ailesinin kendisinden faydalanamadığım,
aile fertlerine bir yaran dokunmadığına işaret etti.
İkincisi: Ben kocamın hakkında konuşup, onu
ele vermek istemem, Çünkü korkarım. Eğer söylemeye başlarsam büyük-küçük her şeyini söyleyip bırakmam gerekir, dedi. Kadın bu sözüyle
kocasının çok kötü olduğuna işaret etmiş oldu.
Üçüncüsü: Benim kocam çok uzun boyludur,
Onunla konuşursam, boşanırım, Konuşmazsam,
ortada kalırım, dedi. Bu kadında kocasının akılca
kıt olduğuna işaret etti.
Dördüncüsü: Kocam tihame gecesi gibidir. Ne
sıcaktır ne soğuktur. Ne korkulur ne usanılır, Yani
kocasının çok uysal ve geçimli olduğuna işaret
etti.
Beşincisi: Kocam içeri girince pars, dışarı çıkın

ca aslan gibidir. Bana bıraktığı ev işlerinde hesap
sormaz, o dışarıda kendi işine bakar ben evde
kendi işime bakarım.
Altıncısı: Kocam yedimi çok yer, içtimi bitirir, yattığı zaman sarınır. Benim kaderimi anlamak için
elbiseme elini sokmaz, Yani kocasının eşinin halleriyle hiç ilgilenmediğine işaret eder.
Yedincisi: Kocam tohumsuzdur her dert onundur. Başımı yarar, vücudumu yaralar, her şeyi
toplar her eline geçeni, vurur, dedi. Bu kadında
kocasının çok asabi olduğuna işaret eder.
Sekizincisi: Onun vücuduna dokunmak tavşana dokunmak gibi yumuşaktır. Güzel kokulu bitki
gibi kokar dedi.
Dokuzuncusu: Kocamın direği yüksektir evi
rahattır. Kılıcının kını uzundur, boylu posludur.
Ocağının külü çoktur, yani çok yemek pişer. Evi
meclise yakın misafirperver bir adamdır dedi.
Onuncusu: kocam zengindir hem de ne zengin! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayrın
sahibidir. Onun çok devesi vardır. Develerin çö-

kecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini, ziyafeti duyduklarını kesileceklerini anlarlar. Dedi.
Bu kadında eşinin hem cömert hem de zevke,
sefaya düşkün olduğuna işaret etti.
Onbirincisi: Dedi ki; Benim kocam Ebû Zerr’dir.
Amma ne Ebû Zerr’dir! Onu size anlatayım. Kulaklarımı ziynetlerle doldurdu. Pazularımı yağ ile
tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı. Kendimi bahtiyar
ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı
olarak buldu. Beni atları, develeri böğüren kişneyen, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan, mü-
reffeh ve mesut bir cemiyete getirdi. Ben onun
yanında söz sahibiyim. Hiç azarlanmam. Akşam
yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim. Ebû Zerr’in annesi de vardır. Amma o ne annendir! Onun zahire ambarları çok büyüktür. Evi
çok geniştir. Ebû Zer’in oğlu da vardır ama ne
gençtir. Onun yattığı yer kılıcı çekilmiş kın gibidir.
Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur. Ebû
Zer’in bir de kızı vardır. Ama o ne terbiyelidir. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur.
Endamıyla akranlarını çatlatır.

Ebû Zerr’in birde cariyesi vardır. O ne sadakatli,
ne iyi bir cariyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez.
Evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez evimizde çer çöp bırakmaz, tertemiz tutar. Namusludur
eve leke getirmez.
Bir gün Ebû Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda
bir kadına rastladı. Kadını beraberinde pars gibi
çevik iki çocuğu vardı. Kadın işveliydi, Ebû Zerr
bu kadını sevmiş olacak ki; beni bıraktı, o kadınla evlendi. Ondan sonra bende şeref sahibi bir
adamla evlendim. Oda güzel ata binerdi. Hatta
mızrağını alır akşamüzeri deve ve sığır türünden
bir çok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her
çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. Ve bana:
Ey hatun! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun!
derdi. Buna rağmen ben ikinci kocamın bana
verdiklerinin hepsini toplasam, Ebû Zerr’in en kü-
çük kabını dolduramaz.
Bu hadis-i şerifi rivayet eden Hz. Aişe der ki: Allah’ın Resulü; Ey Aişe buyurdular; ben sana Ebû
Zerr’in, ümmü Zerr’e misali gibiyim, Ama fark şu
ki; ben seni boşamadım, Biz beraber yaşayaca
ğız dediler.
Canım yavrucuğum!
Eşine karşı bencil olma; Her yerde olduğu gibi
evlilik hayatında da bencil olmak çok kötüdür.
Evlilik karşılıklı fedakârlık ister. Bencil kimse ise her
zaman kendini düşünür. Böyle bir evde de ne
kaynaşma, ne sevgi, nede mutlu bir geçim olur.
Bencil olan kimse eşinin istek ve arzularına saygı göstermez, hep kendi menfaatini düşünür, bu
davranışta karşısındaki insanı yıldırır. Eşi tarafından
ihmal edilen kimse, ilgiyi başkalarından bekler,
Allah muhafaza, gözü dışarıya meyleder. Bunları
göz önüne alarak sakın ola ki bencillik yapma.
Canım kızım!
Evleneceğin kimse Müslüman dahi olsa aranızda denklik olmasına dikkat et, biriniz çok hassas
olup diğeriniz biraz gevşek olsa bu diğer yaşantınıza da yansır ve hayatınız çekilmez bir hal alır,
Biriniz ilim sahibi diğeriniz biraz az bilse, bu dahi
aranızda problemler meydana getirebilir, biriniz
başka yerde yetişmiş, diğeriniz başka yerde yetişmiş olsa, bu da problemlerin doğmasına se

bep olabilir, Seçeceğin kişiyle örf, âdet ve geleneklerin uyuşması evliliğin devamı, mutluluğun
oluşması için önemli sayılabilir. Bunun için Allah
Resûl’ü; evlilikte küfüv yani denklik şarttır, demiş-
lerdir.
Canım kızım!
Namazlarına mutlaka dikkat et! İşin ne olursa
olsun, nerede olursan ol namazını sakın ola ki
ihmal etme! Namaz dinin direğidir, Namazlarını vaktinde kıl. Namaz konusunda çok hassas
davran. Yüce Allah’ımız buyuruyor ki: Muhakkak
ki, namaz mü’minler üzerine vakitlenmiş olarak
farzdır.
Yavrucuğum, Namazını zayi eden kimse Allah’ın
huzuruna vardığı zaman diğer iyiliklerine Allah
değer vermez. Yavrucuğum yüce Allah’ımız yine
bir ayetinde buyuruyor ki: Göğün bakır gibi eridi-
ği, dağların renkli pamuklar gibi atıldığı, dostun
dosttan sormadığı, suçlunun; oğlunu, arkadaşı-
nı, kardeşini ve tüm ailesini feda ettiği halde kurtulamadığı; hiçbir kimseden hiçbir fidyenin kabul
edilmediği, ateşlenen aleviyle derilerin kavrulup
soyulduğu o korkunç kıyamet gününde ancak

namazını kılanlar kurtulurlar.
Allah (c.c.) Namazım kılmadığı halde huzuruna
gelen kulunun yüzüne bakmaz. Dünyada dualarını kabul etmez, kalp gözlerini açmaz ve âhirette
de onu cehennem azabına karşı korumaz.
Yavrucuğum Unutma ki; kabre girince ilk sualde
abdest ve namazdan olacak…
Bera bin azipten anlatıyorlar. Şöyle buyurdular.
Bir gün Allah’ın yüce Resul’ü ile birlikte ensardan
bir adamın mezarına gittik, adam muttaki bir
şahıstı, namazlarına çok dikkat ederdi. Adamın
kabrine vardık. Henüz lahid yapılmamıştı. Hepimiz sanki kafalarımızda bir kuş varmış gibi sessizce mezarın başına oturduk. Alemlerin efendisinin
elinde bir çubuk vardı ve yeri çiziyordu, sonra ba-
şını kaldırıp 2 veya 3 kere:
“Ey insanlar! Kabir azabından Allah’a sığının”,
dedi. Sonra şöyle buyurdu:
“Mü’min kul dünyadan kesilip ahirete dönme
durumuna gelince, gökten beyaz yüzlü melekler iner. Sanki onların yüzü güneş gibidir. Onların

beraberinde Cennet kefenlerinden bir kefen ve
cennet kokularından bir koku vardır ve o kişiye
göz görebilecek bir mesafede otururlar Ölüm
meleği de onun başucuna oturur.
“Ey temiz ve hoş ruh! Allah’ın mağfiret ve rızası-
na çık” der. O ruh da su kabının ağzından damlalar sızdığı gibi kolayca çıkar. Melekte o ruhu
alır. Göz kapayıp açıncaya kadar bir zaman bile
onu yalnız bırakmaz. O kefenin içinden öyle hoş
bir misk kokusu yayılır ki bütün melekler bu hoş
kokuyu sorarlar. Bu hoş kokulu ruh kimdir derler.
Ve dünyada iken çağrıldığı güzel ismiyle, falan
oğlu falandır, derler. Nihayet onu semânın kapsı-
na ulaştırırlar ve kapının açılmasını isterler, ve kapı
açılır. Ve onu yedinci kat semaya kadar ulaştırırlar. Oraya gelince Allah (c.c.) O ruh için:
Kulumun derecesini ılliyyin içerisine yazınız ve
onu yeryüzünde vücuduna geri iade ediniz, buyurur.
Ve melekler bundan sonra o kişinin kabirdeki
başucuna oturup.
Rabbin kim? derler, oda rabbim Allah’tır.

Dinin nedir? derler, oda dinim İslâm’dır. Melekler:
İçinizde gönderilen şu adam (Muhammed)
kimdir. O da, Allah’ın kulu ve elçisidir der. Melekeler: Ey Âdemoğlu Ne biliyorsun? derler. O zatta:
Allah’ın kitabını okudum ve O’na ve Resûl’üne
iman ettim, namazlarımı dosdoğru kıldım der.
Bunun üzerine gökten bir ses:
“Kulum doğru söyledi, ona cennetten bir döşek
seriniz”, denir. O kişinin kabri göz alabildiği mesafede genişletilir. Ona güzel yüzlü, güzel elbiseli,
güzel kokulu bir adam gelir ve
“Seni sevindiren şeyle sevin, sana vaad edilen
gün bu gündür”, der. O kişide
“Sen kimsin ey kişi” der. Oda
“Ey Ademoğlu ben senin dünyadaki namazlarınım, Salih amellerinim.” der. Ve adam seslenir.
“Ya Rabbi! Ne olur kıyameti çabuk koparda aileme, eşime dostuma, döneyim”, der.

Ve Allah’ın yüce Resûl’ü devam ettiler;
“Kâfir kul ise dünyadan umudu kesilip âhirete
göç edeceği zaman, kara yüzlü melekler iner.
Onların beraberinde demir kürekler bulunur.
Melekler dehşet verici halleriyle onun gözünün
önünde otururlar ve:
“Ey pis can, Allah azap katma çık” derler. O ki-
şinin vücudu yayılır, ruhu şişlerin ıslak yünden çekilip çıkarıldığı gibi sökülüp alınır. Ve o ruha demir
kürekler koyarlar. O ruhtan o kadar kötü bir leş kokusu çıkar ki; Bütün semadaki melekler bu kokuyu
sorarlar. Ve bu falan oğlu falandır, denir. Ve hiçbir
sema kapısı ona açılmaz.
Ve bir ses yükselir,
“onun yazısını aşağı dünyadaki siccin içerisine
yazın.” Sonra onun ruhu fırlatılıp atılır. Onun ruhu
bedenine iade edilir ve kendisine:
Rabbin kimdir? denir, o da:
Ahh! bilmiyorum, der.
Dinin nedir? Denir, o da:

“Ahh! bilmiyorum” der.
“Şu içinizden gönderilen adam kimdir.?” denir,
oda:
“Ahh! bilmiyorum,” diye feryat eder.
Bunun üzerine gökten bir seslenici:
“Yalan söyledi, ona cehennemden bir döşek
verin ve ona cehennemden bir kapı açın “ diye
seslenir.
Artık Cehennemin sıcağından ve vücuda işleyen sıcak yelinden ona gelir. Kaburgaları birbirine geçecek kadar, kabri ona daraltılır. Ona çirkin
yüzlü, pis kokulu bir adam gelir ve:
“Başına gelen bu fenalıkla sevin! Bu korkutulduğun gündür,” der. O ruhta sen kimsin ey pis
adam, diye sorar. Oda “Ben senin pis amellerinim, sen ki namazlarını kılamadın, Allah’a ortak
koştun, farzları yapmadın, işte ben oyum, der.
O ruhta çaresizlik içinde ‘Ya Rabbi ne olur kıyameti koparma’ diye feryad eder.

Sevgili yavrum!
Eşleri kötü yola düşüren sebepleri sana aklıma
geldiği kadarıyla sıralamak istiyorum.
1- İlgisizlik ve eşinin cinsel yönden kendisine ilgi
ve iltifat göstermeyişi.
2- Sevgiden mahrum oluşu.
3-Umduğunu bulamayışı.
4-Eşlerden birinin kendisini ihmal edişi ve bakımsız bırakması.
5- Yasak aşk yapan eşinden intikam alma duygusu.
6-Kötü arkadaşların ve içkinin etkisi.
Yavrucuğum!
Bu nasihatlerimi evlendiğin zaman eşinle paylaşırsan, oda benim bir yavrum olarak kendinize
bu acizane tecrübelerimden dersler çıkartabilir.
Onları kendimize örnek almamız için bizlere

gayret versin.
Canım yavrum!
Kadınlık bir sanattır, bunu evlendiğinde çok
daha iyi anlayacaksın, yani evlilik biriyle nikâh kı-
yıp akşam uyuyup gündüz yemek içmek, gezmek değildir! Evlilik bir şirkettir; bu şirketi yürütmekte öncelikle kadının elindedir.
Yani kadın, evinde, mutfakta, eşinin yanında,
giyinmede ve süslenmede neler yapacağını çok
iyi bilmelidir. Eşine öyle davranmalısın ki, akşam
olunca kendini eve atmak için çaba göstersin.
Sevgili kızım!
En önemlisi hayatını Allah yolunda harca, Allah’a
hakiki bir kul ol, karşına çıkan zorluklara onun adı-
na mücadele et, bu uğurda çilede çeksen Allah
birdir ve ondan başka İlâh yoktur, Muhammed
onun kulu ve Resulüdür, sözünü sakın dilinden
düşürme, bu yolun kıymetini daha iyi anlaman
için sana ilk şehit olan annemiz Sümeyye’nin hayatından bir kıssa anlatıp konuşmama son vereceğim.

Hubbat’ın kızı olan Sümeyye annemiz mahzum oğullarından Ebû Huzeyfe bin. Muğire’nin
cariyesiydi. Ebû Huzeyfe, cariyesi Sümeyye’yi,
Yemen’den gelip Mekke’ye sığınmış olan yasir
ile evlendirdi. Bu evlilikten Ammar (r.a) Dünyaya
geldi.
Yasir Sümeyye ve çocukları İslâmiyet’i kabul
etmişlerdi. Başta mahzum oğulları olmak üzere
müşrikler kendilerine işkence yapıyorlardı. Yasir,
Mekke’li olmadığından kendisine arka çıkacak
onu savunacak kimsesi yoktu. Sümeyye annemizde cariye olduğundan oda müşriklerin en
acımasız işkencelerine maruz kalıyorlardı.
Fazla taşlık ve kayalık olduğu için, Mekke’nin en
sıcak kenti bulunan Ramda semtinde, Müslüman
olan kimsesizlere işkence ediliyordu. Müşrikler gü-
nün birinde karısı Sümeyyeye, oğulları Ammar
ile Abdullah’a akla durgunluk verecek zulümler
yapmaya başlamışlardı. O sırada âlemlere rahmet olan Efendiler efendisi Ramda’ya gelmişti,
yapılan bu zulmü görünce:
Sabredin ey Yasir ailesi mükâfatınız cennettir
buyurdu.

Yasir
“Zaman hep böyle mi devam edip gidecektir?
“dedi.
Efendimiz
“Ya Rabbi! Yasir ailesine rahmetini ve merhametini ihsan et!” diye dua etti.
Müslüman oldukları ve kimsesiz bulundukları
için, Hz. Sümeyye ve eşine yapılan bu işkenceler devam edip gitmekteydi. Bir gün azgın müşrik
grubu, kızdırılmış bir zırhı onun çıplak vücuduna
giydirip sıcak kumlar üzerine yatırdılar ve bu şekilde işkenceye devam ettiler. Müşrikler işkence
yaparken, Sümeyye’nin kalbindeki iman kevseri
coşup taşıyor, bu işkencelere karşı ebedi bir hayata erişeceklerini düşünerek sabır ve tahammül
gösteriyorlardı.
Kocası Yasir bu işkencelere dayanamayarak
can verince, Ebû Cehilin amcası bulunan Ebû
Huzeyfe, Sümeyye’nin işini de sana bırakıyorum
dedi.
Yaşlı zayıf ve yapılan işkenceler altında oldukça

sarsılmış bulunan Hz. Sümeyye annemiz, hayat
arkadaşını ve teselli kaynağı kocasını da kaybettiği için daha fazla çökmüştü. Bir gün Ebû Cehil Sümeyye annemize sen Muhammed’e ancak cemâline âşık olduğun için iman ettin, diye
çatmıştı. Hz. Sümeyye annemiz, son gayreti ve
imanın verdiği bir öfke ile, Ebû Cehil’e çok büyük
hakaretler etti. Duyduğu laflarla suratına tükürülmüşe dönen bu dinsiz, elindeki mızrağı Sümeyye
annemize felâket bir şekilde saplayarak onu şehit etti.
İşte evlâdım, çilesiz mükâfat olmaz, Sümeyye
annemiz ilk şehit düşen kadın, kocası da ilk şehit
düşen erkek olarak tarihe geçtiler.
Bedir harbi günü, Ebû Cehil’in canı cehennemi
boylayınca, Allah Resûl’ü, Ammar’ı Yanına çağı-
rarak,
“Allah annenin katletti, ya Ammar” buyurdu.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.