Bayram Fm

Besmele her kitabın anahtarıdır ( Besmelenin Sırları )

Besmele her kitabın anahtarıdır ( Besmelenin Sırları )
50 views
25 Haziran 2020 - 14:46

Besmele her kitabın anahtarıdır ( Besmelenin Sırları )

‘Besmele’, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’in adıdır. ‘Besmele çekmek’ de ‘besmele’yi okumak’ demektir. Araplarda, birkaç kelimeden meydana gelen ve çok kullanılan bazı cümleleri bu şekilde kısaltma âdeti vardır.
Bu söyleyiş, bir ihtiyaçtan doğmuştur. Geniş manalar
taşıyan sözleri çok tekrar etme ihtiyacı, insanları, onları
kısaca ifade etme yolunu aramaya sevk etmiştir. Bunun
başka örnekleri de vardır. Meselâ; Elhamdülillâh ‘hamdele’, salâvât-ı şerîfe ‘salvele’, lâ havle ve lâ kuvvete illâ
billâh ‘havkale’, hasbünallah ‘hasbiye’ şeklinde kısaltılmıştır.
Yine dilimizde çok kullanılan ‘Eûzü besmele’ sözü; ‘Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm’ ile
‘Bismillâhirrahmânirrahîm’i birlikte söylemek demektir.
İslam’dan önceki Arap toplumunda da, kendi anlayış
ve inançlarına göre bu ihtiyacı karşılayacak kelimeler
vardı (bismi’l-Lât ve’l-Uzza gibi). ‘Bismike’llâhümme’

ifadesi de İslâm’dan önce Araplarca kullanılmakta idi.
Bu söz, İslâm geldikten sonra da bir müddet kullanılmış, fakat Neml sûresindeki besmele âyeti “İnnehû
min Süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm.”
(Neml, 27/30) nâzil olduktan sonra Peygamber Efendimiz (asv) hayatının sonuna kadar, bütün Müslümanlar
da o günden sonra artık hep ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’i
kullanmışlardır. Ayrıca Hz. Peygamber (sav) “besmelenin yazıldığı ilk satıra, başka hiçbir şeyin yazılmamasını”
da emretmiştir. (bk. DİA Besmele md. Kurtubî, I,92;
Kalkaşendî, VI, 211-215’den).
Besmele, Süleyman (a.s.)’dan sonra özellikle bu ümmete has kılınan bir sözdür. (bk. Kurtubi, Ahkâm, Beyrut, 1993, I, 88) Hz. Peygamber (asv) bu konuda şöyle
buyurmaktadır:
“Davud oğlu Süleyman (a.s.) ve benden başka hiç-
bir peygambere indirilmeyen bir âyet bana indirildi. Bu
âyet ‘Bismillâhirrahmanirrahim’dir.” ( İbn Kesîr, Tefsir,
İstanbul, 1984, I, 33.)
“Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır.” (Feyzu’l-Kadir, V, 13.)
hadisi de, besmelenin önemini, Müslümanın işlerine
nasıl başlaması gerektiğini güzel bir şekilde izah etmek

tedir.
İslâm kültürü, bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerekli kılar. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır:
Birincisi, bu kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü
Allah ismi, onu kötü bir niyet veya bir davranıştan alı-
koyarak bu konuda düşünmesini sağlayacaktır.
İkincisi, kişi meşrû bir işe başlarken Allah’ın adını
anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah’ın rızasına
uygun olacaktır.
Üçüncüsü, o kişi, Allah’ın yardım ve nimetleriyle
karşılaşacak ve şeytanın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah’a yönelirse, Allah da ona yönelir.
(Mevdudî, Tefhim, trc. Komisyon, İstanbul, 1996, I,
40.)
Besmelede en önemli husus, Allah’ın ismini okumak
ve onu, girişilecek işten önce zikretmektir. Bu öne alma,
yardımın yalnızca Allah’tan isteneceğini ve manayı yalnızca Ona ait kılmak içindir. Besmelede de fiilin (yapı-
lacak işi ifade eden fiilin) cümlenin sonuna bırakılarak
Allah’ın isminin öne alınması, her şeyi yalnız Allah’ın
ismine tahsis etmek içindir. Besmele, “Ne kendim ve

ne de başkası yani, akla gelebilen hiçbir isim ile değil,
ancak yüce Allah’ın ismi ile şu işime başlarım, başlıyorum.” demektir.(Elmalılı, I, 39-40)
Bir Müslüman besmele ile “şu işe başlıyorum” derken; “Ben bu işi kendim için değil, Allah adına, Onun
emri ile ve ancak Onun için yapıyorum.” demiş olur.
Mümin yemesine, içmesine, okumasına, konuşmasına,
oturmasına, kalkmasına, yatmasına, uyumasına, hep
besmele ile başlar. Besmele, mümine lutfedilen ilâhî bir
anahtardır. Mümin, dünyevî ve uhrevî bütün işlerinin
kapısını bu anahtarla açar. Ebedi saadet ve mutluluğu
kazandıracak maddî ve manevî tüm işlerin şifreleri, bu
anahtarla çözülür. İman, ilim, irfan, ahlâk, fazilet ve kı-
sacası insanı kemale erdiren bütün değerlerin kapıları
onunla açılır.
Müslüman mabedine, evine, işyerine, dükkanına,
fabrikasına, okuluna, kışlasına girerken, dükkanını açarken, sözüne, konuşmasına, dersine başlarken, bağında
bahçesinde, bürosunda ve iş yerinde çalışırken besmeleyi terennüm etmeli ve onu bir hayat tarzı haline getirmelidir.
Besmele’de, Allah yüceltilmekte, Ona tazim ve saygı
ifade edilmektedir. Diğer taraftan Allah Teâlâ’nın rah

metinden kovduğu ve müminlerin düşmanı olan şeytanı
kahretme, küçültme ve aşağılama vardır. Ebû Müleyh
(r.a.) bir adamın şöyle söylediğini anlatır:
“Resûlüllah (s.a.s.)’ın terkisine binmiştim. Resûlüllah
(s.a.s.)’ın hayvanının ayağı tökezledi. Bunun üzerine ben, “Şeytan helak olsun, mahvolsun.” dedim.
Resûlüllah hemen bana: “ ‘Şeytan helak olsun’ deme.
Çünkü sen böyle söylediğin zaman o büyüklenir. Hatta
kendisini bir ev gibi görür ve şöyle der: “Kuvvetimle
bunu yaptım (başardım).” Fakat sen, “Bismillah” de.
Zira sen böyle söylediğinde o küçülür. Hatta bir sinek
gibi olur.” (Ebû Davûd, Edeb, 85; Ahmed b. Hanbel,
V, 59- 71, 365)
Her şey bismillâh der mi?
Evet, her şey ‘bismillâh’ der. Allah’ı tesbih etmeyen,
kendi diliyle O’nu zikretmeyen, O’nun adıyla hareket
etmeyen, yani ‘bismillah’ demeyen hiçbir varlık yoktur.
Âyet-i Kerime’de şöyle buyurulur:
“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı
tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir
varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamaz

sınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.” (İsrâ
Suresi, 17/44)
Ayette geçen ‘şey’ kelimesi üzerinde çok durulmuştur.
‘Şey’ kelimesinin içine nelerin girdiği, bu kelimenin neleri ifade ettiği hakkında çok şey söylenmiştir. Neticede
genel olarak şu kanaata varılmıştır: ‘Allah’ın haricindeki
her şey bu kelimenin içine girer.’ Hatta ‘Allah da şey
kelimesine dahildir.’ diyenler de olmuştur.
Bu sebeple âyette, Allah’ı tesbih eden şeylerin, atomdan galaksilere kadar her varlığı içine aldığı söylenmiştir. Ama bu tesbih, o varlıkların kendilerine özel
dilleriyle, lisân-ı halleriyle, yaratılışlarıyla, duruşlarıyla,
yaptıkları işlerle dile getirilmiş olduğundan herkes onu
anlayamaz. Ama ibret gözüyle, marifet gözüyle bakanlar o tesbihlerin seslerini bile işitebilirler. Böyle bakınca
meselâ, kedinin mırmırları ‘Yâ Rahîm, Yâ Rahîm, Yâ
Rahîm’ şeklinde dönüşür.
Bu zikri, atomlardan başlayarak her varlık tek başına,
kendi kendine yaptığı gibi çeşitli şekillerde oluşturdukları
birlikler, gruplar, cemaatler halinde de yaparlar. Bu zikri,
bu tesbihi, bu besmeleyi; varlık alemine veya hayata ilk
adımını attıklarında ve hayatlarının her bir döneminde,
mesela her bir güne veya her bir işe başlarken söylerler.

Yani bir nevi şöyle derler: “Ben Allah’ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum.”
Bu, aynen bizim “Bismillâhirrahmânirrahîm” dememiz
gibidir. Sonra işi bittiği zaman, yani dünyadan giderken
veya bir işi bitirdiğinde veya gün biterken de her bir
varlık veya varlık grupları lisân-ı halleriyle, yani kendilerine mahsus dilleriyle “Elhamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn”
derler. Yani, ‘Hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Yüce
Mevlâmıza ki bu işi de O’nun izniyle alnımızın akıyla ve
başarıyla tamamladık.’ diyerek bir nevi kaside okur. O
kaside, son derece ‘sanatlı bir mahlukun nakşında kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendisini gösterir.
Belki herbiri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı
bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnuların
üstünde dönen ve tahmidât-ı Rabbâniye kasideleriyle
o masnuatı konuşturan ve tesbihat-ı İlâhiye neşidelerini
okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar.’ (bk. Nursi, Sözler, Otuzuncu Söz. sonu)

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.